Dostoyevski ile küçük yaşlarda Suç Ve Ceza’nın radyo tiyatrosunu dinleyerek tanıştım ilk. Ortaokulda Suç ve Ceza’yı çok severek okumuştum. Sonra Budala’yı okumaya çalıştım, zor geldi (bi’ttabi) bıraktım. Ötekiyle de o zaman tanıştım ilk. Benim okuduğum basımı “Öteki Ben” diye tercüme edilmişti. Okurken çok bunaldığımı hatırlıyorum. Hani bazen rüyada bir şeyler yapmaya çalışırsınız ama yapamazsınız ya, kitap öyle bunaltıcı ve anlaşılmazdı benim için. Sağ olsun Türkçe öğretmenim Dostoyevski için yaşımın biraz küçük olduğunu söyledi de büyümeyi bekledim biraz. Öteki’yi yıllar sonra yeniden elime aldım bu hafta, bugün bitirdim. Şimdi her şey daha anlaşılır benim için. Öncelikle; Öteki, Dostoyevski’nin şizofreni ve doppalganger üzere yazdığı bir kitap. Az önce bahsettiğim kitaptaki bunaltıcı havanın okuduğum yaşla bağlantılı olduğunu düşünüyordum ama öyle değilmiş. Yine kahramanımız Bay Golyadkin ile beraber bir kuyudaymışız da sesimizi duyuramıyormuşız gibi bir hisle okudum kitabı. Kahramanın anlaşılmak için sarf ettiği çaba hem kendini hem de okuru öyle bir yoruyor ki.
Kitapta Dostoyevski’nin insan davranışlarına dair yer verdiği psikanalizlerini hayranlıkla okudum ben ama herkesin sevebileceği bir kitap olmadığının da farkındayım. Hatta Dostoyevski’nin en fazla eleştiri alan ve diğer kitaplarına oranla pek beğenilmeyen bir kitabıymış. Okuyan kişi kitabı güzel bulmasa da mutlaka kendinden bir şeyler bulacaktır diye düşünüyorum ben.