Zehra Nur Erdal

Söyle kalbine! İnsan huzuru kendi kendine vermezse, onu dışarıda boş yere arar.
Reklam
Bu durmadan dönen çark, bu göz karartıcı hız, bu namütenahi yaratılış, oluş ve gidiş, tereddüdü ve tembelliği affetmiyor.
Günlerimizin akşamındayız. Sık sık yanıldık, fazla umduk ve az çalıştık. Aklımızı başımıza almaktan çok cesaret ettik. Kısa zamanda bitirmeyi istedik ve mutluluğa güvendik. Sevinçten ve acıdan çok konuştuk, sevdik. İkisinden de nefret ettik...
Güneşten esmerleşmiş cılız yanaklarından gözyaşlarını silerken, “Bir daha görüşemeyiz belki,” dedi, “biliyor musun, yaramaz çocuk, yakında ölürüm ben...”
Gideceğimiz yolu hepimiz biliyoruz fakat yol uzadıkça ayrıldığımız alem, bizi her gün biraz daha meşgul ediyor. Şimdi onu, hüviyetimizde gittikçe büyüyen bir boşluk gibi duyuyoruz, biraz sonra bir köşede bırakıvermek için sabırsızlandığımız ağır bir yük oluyor. İrademizin en sağlam olduğu anlarda bile içimizde hiç olmazsa bir sızı ve bazen de, bir vicdan azabı gibi konuşuyor.