Hepsi nereden bulup buluşturduklarını kavrayamadığım telaşlara adanmışlardı. Mütemadiyen koşturuyorlardı. Bu delişmen hevesi merak etmiştim daima. Çünkü ben koşacak kadar çok istemeyi bilmiyordum hiç kimseye, hiçbir şeye, hiçbir yere varmayı.
Kırılmaktan korkmamanın bir yolunun da, kendi kendini bin parçaya ayırmak olduğunu da keşfetmemiştim daha. Cam bir fanusun içinde korumaya çalışıyordum kendimi.
Tebessüme gönül indirmeyecek kadar huysuz, korku bahanesine sığınıp kimseyle sahiden yakınlaşmaya tenezzül etmeyecek kadar şımarıktım sadece. Dünyayı beğenmeyecek, minicik bir anlamı ondan esirgeyecek kadar. Kendimi çok beğendiğimden
değil; aksine, hiç beğenmediğimden. Bir başkasının sevgisini anlamsız bulmam da, yine kendimde sevecek bir yön
göremeyişimden.