Ali Şeriat'i insanın dört zindanı kavramı ile;
Tarih Zindanı/ Historizm: İnsanı ait olduğu toplumun tarihinin belirlediğini.
Toplum Zindanı/ Sosyolojizm: İnsan için temel belirleyicinin içinde yaşadığı toplum olduğunu.
Doğa Zindanı/ Biyolojizm: İnsanı asıl belirleyenin bedeni ve psikolojik bazı özellikleri olduğunu belirtiyor.
Bu kavramları ve bu belirlenimlerden kurtulmanın yollarını ayrıntısıyla anlattiktan sonra dördüncü zindana yani insanın "kendilik" zindanına geliyor.
Bu kısımdan itibaren çok derin bir anlatım var. Şöyle diyor Şeriati: Dördüncü zindan, zindanların en kötüsüdür. İnsan bu zindanda tutsakların en acizi durumundadır. Şaşılacak şeydir ki Tarih'in akışı boyunca insan önce anılan üç zindandan kurtuluşunu daha ileri ölçüde sağlayabilmiş olmasına, bugün bu üç zorlayıcı gücün baskısından her çağdakinden daha fazla kurtulmuş bulunmasına, bu üç zorlayıcıya her zamankinden fazla egemen olmasına karşın, dördüncü zorlayıcı güç, yani «kendi» si, kendi zindanı karşısında da her dönemden daha çok, hatta Teknoloji'ye sahip bulunmadığı, doğal bilimleri bilmediği, Toplumbilim ve Tarih Felsefesini kavramamış bulunduğu dönemden daha çok çaresiz, acizdir...
Dini seçtiysen dini-toplumsal etkenlerin sende üstünlük sağladığı, dinsizliği seçtiysen dıştan gelen etkenlerin geleneksel etkenlere üstünlük sağladığı anlaşılır. Şu halde sen toplumsal düzenin belirleyici gücü elinde oyuncak gibisin. Sonuç olarak «sen» ve «ben» diye bir şey yoktur.
Başlangıçtan beri bilinçsiz bir kul olarak ibadet eden insanın ibadeti değersizdir. Başkaldırma bilincine ulaştıktan sonra itaat eden insanın itaati ise, istenmiş, iradi bir itaattir.
Türkiye'de psikiyatri denilince akla gelen ilk isimlerden biri Engin Geçtan. Engin Geçtan psikolojiyi, psikiyatriyi seans odasından, teorik jargondan insana temas edebilen bir noktaya taşımak için fazlaca uğraş vermiş bir uzman. "Hayat" ve "İnsan Olmak" kitaplarının bu derece popüler olmasının altında yatan sebep de budur. Bunu yaparken alanı da asla bırakmamış teori ve anlam arasında adeta bir köprü gibi kendini konumlandırmıştır.
Kırmızı kitap sanıyorum ilk roman denemesi; kitabın isminden, karakterlerin isimlerine, metnin kurgusundan, felsefi alt yapısına kadar anlayabilmek için derin bir gözlem ve analiz yeteneğine sahip olmanız gerekiyor. Kitabın yayınlandığı dönemde Geçtan, uzun yıllardır psikiyatrist olan çalışan bir hekimdi ve böyle bir kitabı birçok insanın anlamayacağını bile bile yayımlaması bana kalırsa büyük bir cesaret. Kitap modern insanı, onun yalnızlığını ve insanlar arasındaki ilişkilerin ne kadar yakın görünse de uzaklığını anlatan psikolojik bir metin.
Geçtan, bu kitabıyla aslında insan ruhunu anlamak için teorik bilgiden daha çok hikayelere ihtiyacımız olduğunu söylüyor. Bu nedenle de akademik anlatımın dışına çıkıp edebi bir çevrçeve ile ortaya koymuş olduğu bu eser tam da bu aşkın düşüncelerinin ürünüdür.
Kitap, açık bir olay örgüsünden çok iç monologlar, ruh hali geçişleri, bastırılmış arzular ve bilinçdışı süreçlerle ilgilenir. Karakterler de bir olay örgüsü içinde değil duygusal ve varoluşsal bir perspektifte hareket ederler. Bu yönüyle de roman, dili yalın ama anlamı oldukça derindir.
Çoğu insan anlamsız ve sıkıcı bulmuş kitabı. Burada da şunu sormak isterim;
Hayatın içinde, dış dünya ile kendi iç dünyanız arasındaki geçişlerde ne kadar mahirsiniz? Kitaba temas etmenin, kendimize temas edebiliyor olmakla bağlantısı olduğu düşünüyorum.
Kırmızı KitapEngin Geçtan · Metis Yayınları · 2021234 okunma