Katip Bartleby kısa ama okuyucuyu sürükleyen bir metin. Anlatıcımız Wall-Street’te küçük bir bürosu olan, merhametli, düzenli ve orta halli bir avukattır. Kitabın başında bize üç tane karakter tanıtır; Turkey, Nippers ve Ginger Nut. Bu üç karakter kapitalist iş dünyasının yönlerini ve insanın çalkantılı ruh ralleriyle toplumdaki rollerini temsil eder.
Kitabın kırılma noktası, Bartleby adlı genç adamın işe alınması ile başlıyor. Bu adamın işe alındığı ilk zamanlarda çok çalışkan olması ama zaman geçtikçe hiçbir şey yapmaması, büroyu terk etmemesi ve hatta yemek bile yememesi, toplumsal düzene başkaldırıyı temsil eder. Bartleby bunun için hiçbir çaba sarf etmez, bağırıp çağırmaz veya direnmez, yalnızca şu cümleyi söyler: “Yapmamayı tercih ederim” (“I would prefer not to”). O, sürekli olarak dile getirdiği bu cümlesiyle kapitalist sistemin taleplerini reddeder ve tam olarak bir pasif direniş gösterir.
Kitabın sonlarına doğru, ki anlatıcı söyleyip söylememekte tereddüt eder, Bartleby’nin geçmişinde Sahipsiz Mektuplar Ofisi’nde çalıştığını öğreniriz. Bu ofiste ulaştırılamayan mektuplar bekletilir bir süre sonra imha edilirmiş. Anlatıcının onun böyle olmasının sebebinin o işin, onun ruhunu öldürdüğünü düşünmesiymiş.
Kitap beni gerçekten sürükledi diyebilirim. Kitabı okurken, Bartleby’nin sürekli olarak tekrar edilen cümlesine karşın “bu adam başka hiçbir şey söylemeyecek mi?” düşünceleri hükmetti beynimi. Ve farklı bir şey söylediğinde ben bile heyecanlandım. Bartleby’nin trajik ölümü beni gerçekten üzdü. Kitabın son satırlarının ise aslında bu sistemdeki bütün insanların umutsuzluk ve anlaşılamamışlıklarına yönelik cümleler olduğunu anladım.
1 puanı ise bu kadar kısa olmasından dolayı kırdım:)