Zehranur TAŞKIN

Acıkmadan yiyoruz, susamadan içiyoruz, yorulmadan uyuyoruz, ağlamadan gülüyoruz ve sevmeden sevilebiliyoruz bazen, verilen nimetleri verildikleri üzere kullanmıyoruz. Aldığımız lezzetler almamız gerekenin yanında solda sıfır kalır. Çok acıktığında yenilen yemeğin tadı, susuzluktan dudaklarımızın çatlıyacağı anda içilen su, ayaklarımızın ağrısını unutturacak bir uykuyu hiç taddınız mı siz? Peki, milyon dolarlar kazanıp saray gibi odalarında intihar eden milyarderleri düşündünüz mü ? Neyleri eksikti ? Bizim dört kolla sarılıp hiç ölmeyecekmiş gibi yapıştığımız dünyadan tek bir alaşımla ayrılacak kadar bizde olup onlarda olmayan ne vardı, irdelediniz mi hiç? Evet peki, dışarda elleri kirden simsiyah olmuş akşamları ankaranın dik yokuşlarında bayır aşağı çöp arabalarına sarılarak ayaklarını yerden kesen çocuğun yüzündeki o tebessümde bizim yaşayamadığımız ne var? Yine bir ekmekle gününü geçirmeye çalışan o çocuğun, çocukluğunu hatırlayıp sokaklarda delidolu koştururkenki gözündeki ışıltı ne öyle? Hangi birimizin terfilerinde, atamalarında böyle saf bir ışıltı peydah oldu gözlerinde?
Reklam
Küçük yaşta çıraklığa gidenler zaten hep çocuk kalır.
Puan vermedi·147 syf.··
2020 31. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 07 Eylül 2020 13:51
Sözcükleri belleğimden bulup çıkarmakta güçlük çekiyorum, çok hızlı ama çok da etkileyici bir hikayeydi evet. Tek başına mücadeleye başlayan bir martıydı Jon. Bir parça simit için birbiriyle kavga eden, güç gösterisi yapıp üstünlüklerini kanıtlamak isteyen, günlerinin aynı tekdüzelikte geçip gittiği diğer martılardan çok farklıydı. İhtiyaçların ve toplumun direttiklerinin ağlarından kurtulmuş, 'sınırlarından' arınmış bir martıydı o. O sıradan hayatı kabullendiği zaman, o sıradanlığı tanıyıp, ondan uzaklaştığı anda başarıya ulaşmış bir martı. Elbette ki her başarının bir bedeli olduğu gibi bunun da bir bedeli olmuştu. Martılar değişikliği kabul etmeyip, sıradanlığın küflü sığınağına sığınmayı daha güvenli bulmuşlardı ve Jon'u sürüden tecrit etmişlerdi. Buraya kadar olan kısım, pes etmemenin getirdiği başarının toplumdan dışlanmayla sonuçlandığı sıradan bir başarı öyküsüydü. Dedim ki güzel evet ama sıradan. Meğersem esas hikayesine bundan sonra başlıyormuş. Mutlaka herkesin okumasını tavsiye ettiğim ve edeceğim bir kitap.
Martı Jonathan LivingstonRichard Bach · Epsilon Yayınları · 202080,1bin okunma
Yazının dili benimkinin bir yankısıydı, fakat çok eskiden olduğum kişinin hissiyatını veriyordu. Bu benim dilim değildi; bu onun diliydi o zamanki çocuğun.
"Otorite ve merasimlerle çevrili yirmi birinci yüzyılında, özgürlük boğulmak isteniyor. Görmüyor musun? Dünyanız güvenli hale getirilmek isteniyor, özgür değil."