Her insanın acabaları, keşkeleri vardır. Bu ''Acaba diğer seçeneği seçseydim ne olurdu?'' sorusuna cevap veriyor. Ve gerçekten bu konuda beni çok etkiledi. Ben de ''Acaba şunu şöyle yapsaydım mutlu olur muydum? İşte keşke orada bunu değil şunu seçseydim.'' tarzı cümleler sık kuran bir insandım. Ama gerçekten kitap bu konuda beni farklı bir bakış açısıyla karşıladı. Biz insanlar yaptığımız seçimlerin sonucu kötü olduğunda diğer seçeneği seçmiş olsaydık kesin mutlu olurduk diye düşünürüz. Ama bu kitap bu algıyı kırıyor bence. Belki diğer seçeneği de seçseydik mutlu olmayabilirdik. Belki şu an yaşadığımız hayattan daha beter bir durumda olabilirdik. Kitap bunu gerçekten akıcı bir üslupla bizlere sunmuş. Kitabın ana karakteri Nora'nın kötü bir hayatı var. Her şeyden şikayet ettiği, yanlış seçimler yaptığına inandığı bir hayat içerisinde. Ve bu kötü düşüncelerinden dolayı intihar ediyor. İntihar ettikten sonra ölümle yaşam arasında Gece Yarısı Kütüphanesi denilen bir kütüphaneye gidiyor. Orada sonsuz sayıda kitap var. Ama bu kütüphane biraz farklı. Bu kütüphanede Nora'nın yaptığı seçimler sonucunda yaşayacağı hayatlar mevcut. Oradaki kütüphaneciye ben bu tercihimden ve kararımdan pişmanım ve o hayat yerine bu hayatın yazdığı kitabı yaşamak istiyorum dediğinde o kitap alıp o o kitaptaki hayatına gidip o hayatı yaşayabiliyor. Ve şunu görüyor; farklı tercihler yapsaydı da şimdiki hayatından çok da mutlu olmadığını görüyor. Ve kitap aslında bize kısaca şu mesajı veriyor. Dediğim gibi diğer seçeneği seçtiğimizde mutlu olduğumuza inanırız çoğu zaman. Ama Nora da görüyor ki diğer hayatları da onu çok memnun etmiyor. Asıl yapmamız gereken hayatımızı en az keşke diyebileceğimiz şekilde kendimiz yazmak. Kitap beni çok etkiledi. Gerçekten ben de sık sık keşke, acaba kelimelerini
Kitap için ilk söyleyeceğim ilk şey kitap biraz ağır ilerliyor. Özellikle kitabın ortalarında çok fazla betimleme yapılmış. Ama daha sonra özellikle son 100 sayfa çok akıcıydı. Kitap ile ilgili bir tavsiyem vermem gerekirse yoğun zamanlarda başlanmaması gereken bir kitap çünkü akıcı olmadığı için çabuk bir kenara bırakılabilecek bir kitap. Ama kitabı genel anlamda güzel buldum. Kesinlikle okunması gereken, insana farklı bir perspektif sunan bir kitap. İnsanlığın her yönünü gözler önüne tüm çıplaklığıyla sunan bir eser.
Öncelikle şunu söylemeliyim ki ben bu kitabı daha önce okumadığım için çok pişmanım.
İlk defa bir incelemeyi bu kadar heyecanla yazıyorum.
Şunu itiraf etmeliyim ki kitabın ilk 250 sayfasını okudum ama benimseyemedim. Kitap asıl ondan sonra başlıyor bence. Kitabı okurken Fransız İhtilali döneminde İngiltere ve Fransa'da neler yaşanıyor birebir yaşamış gibi hissettim. Yazar kesinlikle kitabın ilerleyen bölümlerinde bir puzzle birleştirir gibi kitabın başından sonuna kadar olan bütün karakterleri büyük bir maharetle birleştirmiş. Kitaptaki hiçbir karakter alalelede seçilememiş hepsi puzzlenin bir parçası. Kitap sonralara öylesine heyecanlı ve akıcı oldu ki 4 saat aralıksız okumuşum fark etmeden. Giyotini, acımasızlığı, haksızlığı, masum insanların yok yere öldürülüşünü, intikam duygusunun ne denli kanlı vahşetlere neden olabileceğini, dostluğu, sevgiyi iliklerimde hissettim. Kitabın bazı yerlerinde ben yargılanıyorum gibi, bazı yerlerinde hapishanede ben varmışım gibi, bazı yerlerinde düşmanla ben savaşıyormuşum gibi heyecanlandım. Ama her güzel şeyin bir sonu vardır ama kitabın sonu da çok güzeldi. Bu güzel sonda yazar Carton karakteri üzerinden biz okuyuculara bazen sevdiğimiz insanların mutlulukları için kendi hayatımızdan bile vazgeçeceğimizi çok iyi gösterdi. Kesinlikle mükemmel bir son...
Kitap biraz karışık başlıyor ilk on sayfa sürekli karmakarışık isimlerle dolu. Sanırım bu bende kitaba karşı biraz önyargı oluşturdu. Ama yine de pes etmedim okumaya devam ettim. İyi ki de devam ettim ilerleyen sayfalarda karakterler yerine oturdu. Kitabın baş kahramanı Scout'u uzun bir süre erkek sandım. Sanırım bu konuda yalnız değilmişim. Kitap oldukça sürükleyiciydi. Baba Atticus karakteri biz okurlara annesiz çocuk nasıl büyütülür onu gösterdi. O kadar iyi bir baba oldu ki çocuklarına. Bir avukat olmasına rağmen çocuklarına sert kurallarla değil sevgiyle yaklaştı. Onlara gereken önemi ve hassasiyeti gösterdi. Kitabın sanırım ana teması siyah olsun beyaz olsun zengin olsun fakir olsun hiçbir insanın bir başka insana üstünlüğü yoktur. Bunun yanında Öcü Radley karakteriyle de insanları görmeden tanımadan yargılamamamız gerektiğini bir insanı tanımadan onu kötü bir insan yerine konulmaması gerektiğini ortaya koydu. İnsanları başkalarından duyduğumuz kulaktan kulağa bilgilerle değil onlarla yaşadığımız tecrübelerle ancak doğru bir şekilde tanıyabiliriz. İyi okumalar...
Kitap o kadar güzeldi ki çok akıcıydı bir iki günde bitirdim. Kitap bize yoksulluğu, sevdiklerimizin kaybının ruhumuzda ne derin yaralar açtığını çok güzel aktarmış. Kitap her şeye rağmen yoksulluğa rağmen, sevdiklerimizin ölümünden sonra yaşamak nedir onu anlatmış aslında...