Kızıyordum, artık kızmıyorum. Bir şey oldu epey önce, kimsenin beni öldüremeyeceğini fark ettim. Affedilmeyecek ihanetlere tanık oldum. Affetmeyeceğim. Affetmenin, ne büyük uyum isteği ve palavra olduğunu fark ettim. Çok uyumsuzmuşum. Azıcık uyayım diye, ne fedakarlıklar yaptım, geçmiş olsun, affedemiyorum, etmeyeceğim de. Korku kendi cehenneminde debelensin, benim cehennemim başka.
Biz güzel bir nesildik, artık tükenmek üzereyiz. Karşımızdaki kırılmasın diye kırılmayı göze alırdık.
Şimdi almış başını bir ukalalık gidiyor; sana ne, bana ne, yapmasaydın, istersen yap, gidersen git... değersizleştirmelerin adına da 'kendine saygı, öz güven' gibi şeyler diyorlar. Felsefeyi öğrendik, edebiyatı öğrendik ama insan gibi sevmeyi unuttuk. Mektup geldiğinde, cevap yazılırdı, misafir gelecekse özenli şekilde hazırlanılırdı, davete icabet edilirdi, yapılan yemekten 'kokmuştur' diye komşuya ikram edilirdi. Nezaket diye bir şey vardı. Şimdilerde msjlara bile dönülmüyor, telefonlar açılmıyor. 'dönmek zorunda mıyım?' deniyor. Ne sözler tutuluyor ne de davete icabet ediliyor. İşin üzücü yanı, bunları önemseyenlere de kezban ve kıro deniyor.
Aşklarınız bacak arasında, dostluğunuz çıkarlarınızda...