Bırak damlasın.
Kimi neşeyle , kimi acıyla beslenir.
Fuzuli boşuna “ Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip” dememiş. Postacı artık derdini seven biri olup çıkmıştı.
…
“ Kız kocasının yüzüne baktı , baktı; sonra bendini yıkıp geçen bir sel gibi , içinde bunca zamandır birikmiş duran feryadı bir uzun havayı yükleyerek patlattı.”
Karlı dağlar karanlığın bastı mı
Asker ağam ayrılığın vakti mi
…
Güray Süngü ‘den okuduğum ilk kitap ,yazarımızın enterasan bir tarzı var, beklentinizin tam tersi çıkıyor onu başta söylüyüm. Oğuz Atay’ın “ Tutunamayanlar “ eseri gibi şaşırtıcı bir yapıya sahip.
Dil olarak kelime oyunları ve farklı teknikleri kullanarak yazılmış bir eser. Beğendim mi diye sorarsanız fena değil,kendini okutuyor çünkü nereye varacağını merak ediyorsunuz.Kitabın son iki sayfası aslında kitabın tamamını özetliyor.
Bir pansiyonda gözlerini açan hafızasını kaybetmiş birisinin yeniden eski düzenine kavuşmak istemesi üzerine olay başlıyor. Kahramanımız adının “Adem” olduğunu öğreniyor ve Adem peygamberin cennetten neden kovulduğuyla bağlantı kurması ve bunu tekrar tekrar yaşaması beyninizin yanmasına sebep oluyor. Asıl anlatmak istediği “ acı” unutulursa yaşadığın her şeyi unutursun çünkü acılar geçmişi hatırlatır ve sana deneyimler kazandırır. Tıpkı Adem’in yasaklı elmayı yiyip cennetten kovulması gibi…