Anton Çehov – Hayatım: Bir Taşralının Hikâyesi Üzerine
Aile olmak, yalnızca çocuk dünyaya getirmekten ibaret değildir. Bir çocuğun karnını doyurmak ya da üstünü başını temiz tutmak, iyi bir anne ya da baba olunduğu anlamına gelmez. Sevgi ve güvenin eksik olduğu bir evde, şiddetle ya da baskıyla verilen her “terbiye” çocuğun ruhunda korku ve kaygıdan başka bir şey bırakmaz.
Çehov’un kaleminde bu durum, kahramanımız Mihail Vasilyeviç’in hayatında somutlaşır. Babasının despot ve baskıcı yapısı, onun kişiliğini ve özgürlük arayışını derinden etkiler. Mihail’in kız kardeşi Kleopatra da aynı baskının altında ezilir; babanın otoriter tavırları ve annenin yokluğu, iki kardeşi yalnızlığa ve yanlış tercihlere sürükler.
Özellikle Mihail’in, taşrada sıradan bir yaşam sürmek ile kendi yolunu çizme arzusu arasındaki çatışması, romanın merkezindedir. Kleopatra’nın kırılganlığı ve çaresizliği ise bu aile yapısının yarattığı travmanın farklı bir yüzünü gösterir.
…
…”Yaprakbiti otu, pas demiri, yalan da ruhu yiyip bitirir.”
…
…”Tanrım, bütün hayatım boyunca boş inançlarla savaşıp durdum!”
…
…”Emek vermek kendileri için zorunlu ve kaçınılmaz olan, beygir gibi çalışan, emeğin ahlaki değerinin çoğunlukla farkında olmayan, hatta konuşma esnasında “emek” kelimesini hiçbir zaman kullanmayan insanların arasında yaşıyordum artık.”
…