Fyodor Dostoyevski’nin kitaplarını bitirdiğimde içimde derin bir hüzün beliriyor. İnsanları o kadar güzel anlatıyor ki, bu hüzün kalbimin en derin ve ulaşılması zor yaralarına dokunuyor.
“Yangın zihinlerde, evlerin çatılarında değil.” (sf. 650)
Ecinniler, Dostoyevski’nin romanları arasında bana göre en zor olanlardan biriydi. Yaklaşık 600 sayfa boyunca “kitap ne zaman başlayacak?” diye düşündüm. Ancak son 200 sayfada zirveye çıkan anlatımı, eseri adeta bir başyapıt hâline getiriyor.
“Dünyayı dize getirmek istiyorsan, önce kendini dize getir.” (sf. 154)
Eser, 1870’lerin Rusya’sında değişim arayan bir toplumu anlatır. Bu değişim, karakterler üzerinden derinlemesine işlenir. Ahlaki çöküşün bireyler üzerindeki etkisi, nihilizm düşüncesinin gençleri nasıl etkilediği ve modern dünyanın dönüşümünün topluma yansımaları güçlü bir şekilde ele alınır.
Aynı zamanda eser; din, ahlak, inanç, psikoloji, aile, aşk ve siyaset gibi pek çok temayı yoğun bir biçimde işler. Karakter sayısının fazla olması, zaman zaman olayların ve ilişkilerin karışmasına neden olabilir.
Nikolay Stavrogin ve Ivan Şatov beni en çok etkileyen karakterler oldu. İnsan, yaşadığı sürece hatalar yapar; ancak sevdiği ve değer verdiği insanlar onu iyileştirebilir. Şatov’un iyileşmesi ve bir anlamda “kazanan” olması buna güzel bir örnekken, Stavrogin’in iyileşememesi onu kaybeden taraf yapıyor.
Bu düşünsel yoğunluğu yüksek, derin ve etkileyici eseri herkese tavsiye ederim.