Cigerxwin’e göre “Zerdeşt” kelimesi Kürtçede “zar” (lisan,dil) ve “deşt” (doğru, düz) sözcüklerinden oluşur. Bu bağlamda Zerdeşt, “doğru söyleyen”, yani doğruyu dile getiren peygamber anlamına gelmektedir. Bu ifade aslında onun öğretisinin bir nevi özüdür.
Milattan önce 660–583 yılları arasında, Medler içerisinde yer alan Magi aşiretine mensup olan Zerdüşt, daha küçük yaşlardan itibaren çevresindeki yanlışlara karşı çıkan bir karaktere sahiptir. 30 yaşından sonra yaklaşık 7 yıl süren bir sessizlik dönemine girmiştir. Bu dönem, diğer büyük dinlerde de görülen bir tür “hazırlanma” süreciyle benzerlik göstermektedir. Ortaya koyduğu öğretileri ise ilk 10 yıl boyunca sadece kuzenine kabul ettirebilmiştir. Bu durum, bütün öğreti ve dinlerde;geleneksel toplumlarda yeni bir düşüncenin toplumda kabul görmesinin zorlugunu da açıkça ortaya koyuyor.
Zerdüşt’ün, kendi toplumunun birçok uygulamasına karşı çıktığı ve öğretisinin bir reform hareketi niteliği taşıdığı söylenebilir. İnsan eylemini, üretkenliği ve yaratıcı gücü
merkeze alan bir anlayıştır. Bu yönüyle Zerdüştlük sadece bir inanç sistemi değil, aynı zamanda insanı sorumluluk almaya çağıran bir düşünce biçimidir.
Zerdüştlük günümüzde bile çoğu zaman yanlış anlaşılmaktadır. Özellikle bazı Müslümanlar tarafından “ateşe tapanlar” olarak adlandırılmaları bu yanlış algının bir sonucudur. Oysa Zerdüştlük öncesi ilkel inançlarda güneş, gök,su, ay, rüzgâr gibi unsurlar nasıl birer doğa gücü olarak görülüyorsa, ateş de benzer şekilde bir sembol ve kutsal unsur olarak değerlendirilmiştir. Yani burada söz konusu olan doğrudan tapınma değil, bir anlam yüklemedir. Günümüzde bu inançtan kalan en belirgin örneklerden biri olarak Nevruz’da gelenek olarak süre gelen ateşin yakılması gösterilebilir.
Milattan önce 612 yılında Medlerin