Okuduğum ilk İranlı yazar. Ama sanki önceden çok okumuşum gibi. Orhan Pamuk'un iyi bir okuyucusu olarak Orhan Pamuk'ta hep o Binbir Gece Masalları, İran şiirleri, İran kültürü, Sadık Hidayet'in yazımı, ruh hali bana çok tanıdık geldi. Ayrıntılarda gezinmek, karamsarlık, olaysız düşünceler, rüyalar, eski hikayelerle bağlantılar, sembolizm, resim sanatına değinmeler falan hep bildiğim, tanıdığım şeylerdi. Sadık Hidayet, Orhan Pamuk'tan daha karamsardı sadece. Orhan Pamuk bana hep umursamaz, "aman banane" gibi bir ruh halinde ve hayatı yaşamayı seven ama edebiyat söz konusu olduğunda ayrıntılarda dolanıp çok düşünen biri gibi gelmiştir. Sadık Hidayet'in hayat hikayesini okuyunca onun hem edebiyatta hem hayatta karamsar olduğunu gördüm.
Kitap güzeldi, bir olay yok sadece. Zaman, kişi sarmalı, iç içe geçişi var. "Sabah kalktım işe gittim" gibi değil yani. Ben aslında oyum, buyum, şuyum, karşımdaki aslında o, bu, şu. Olay aslında bugün değil şu zaman oldu gibi bir şey var.
Karışık anlattımsa hem ipucu vermemek için hem de kitabın yapısı basitçe anlatılacak bir şey olmadığı için.
Canım Benim Adım Kırmızı'yı okumak istedi. Okuyalı 12 sene falan geçmiştir.