Musibetler içerisinde başka bir huy-karakter vaziyeti ortaya çıkar. İnsan, böyle zamanlarda içinde saklı gerçek ve asli karakterine yaklaşır. Gücünü ve sınırlarını öğrenir. Kendisinin aslında nasıl biri olduğunu fark eder.
Böyle zamanlarda insanın yalnızca kendisi hakkındaki değil, başkalarına dair fikirleri de değişir. Hayata dair kanaatleri de...
Musibet vakitleri, biraz da içe dönme vakitleridir... İnsanın kendi varlığını berrak bir şekilde hissettiği müstesna zamanlardır.
İnsan, geniş olamadığı yönlerini, tıkanıklıklarını bu aralıkta öğrenebilir. İçindeki uygunsuz tarafları, hasta yanları engellerle savaştıkça görebilir. İnsanın kendiyle karşılaşma imkânı, daha çok kederde ve yalnızlıkta sırlanmıştır.
Fakat insanın bütün bu hedefleri topyekûn gerçekleştirilse, bütün ihtiyaçları bir bir giderirse bile onun mutluluğunu engelleyen, ruhunda yeri dolmayan, sızısı dinmeyen bir boşluk, büyük bir yara daha kalacaktır.
Bu boşluk da ancak insanın kendisini kimin var ettiğini bulmasıyla, neden var ettiğini anlamasıyla ve o yaratılma maksatlarını yerine getirmeye çalışmasıyla dolabilir.
"Kendini denize düşmüş farz et. Çabalarsan boğulacağını düşün. Anladın mı? Çabalamak, çırpınmak fena. Tehlikeli. Gözünün önüne getir. Kendini, suyun yüzünde serbest bırak. Daha serbest. Daha serbest. Hiç sıkma kendini. Kollarını, bacaklarını tamamıyla rahat bırak. Korkma. Hayat da böyledir Mefharet, hayat da böyledir. Çaresizlik ve tehlike anları vardır ki o zaman çırpınmaya ve haykırmaya gelmez. Batar insan ve boğulur. Marifet o anları geçirmektir. Sonrası gittikçe kolaylaşır. Kadere teslim olmak lazımdır o anlarda. Menfi, miskin aciz bir tevekkül değildir bu. Anlıyor musun? İsyanın tekniğidir. Yani sabırdır. Müspet, enerjik, hedefli, iyimser bir sabır."
Peyami Safa / Yalnızız