Ne, nasıl, demeye vakit kalmıyor. Bir müjde, bir müjde daha! Türk ordusu Alaşehir’i geçmiş. Turgutlu’da… Lakin, Turgutlu İzmir şehrinin kapısı değil mi? “Demek ki, neredeyse İzmir’e gireceğiz” sözünü söylemek şöyle dursun, hatırdan geçirmeye vakit kalmıyor. İzmir yarine kavuşan bir sevgilinin kalbi gibi bize derinden ses veriyor.
İstanbul’da hayretten sevince vakit yoktur. Altı gün içinde Afyon’dan İzmir’e! Lakin, en rahat, en arızasız bir yürüyüşle bile bu mesafeyi altı günde almanın imkanı olamaz. Acaba bu bir rüya mı? Necdet, bunun bir rüya olduğunu sananlardandı. Fakat o kadar tatlı, o kadar yüce ve ilahi bir rüya ki ondan uyanmak istemiyordu. “ Bir rüya içinde öleyim!” diyordu.
Necdet şu anda tek samimi ve mantıklı hareketinin intihardan başka bir şey olmayacağını düşünüyordu ve ona bütün aşk yolunda intihar edenler dünyanın en aklı başında insanları gibi görünüyordu . Gerçekten, gerçekten bu dayanılmaz heyecanı, bu müthiş feveranı dindirmek için ölümden başka çare var mıdır?
Beni kıyamet kopmasıyla çaysız kalmam arasında seçim yapmak zorunda bıraksalar,dünya yıkılsa umrumda olmayacağını, ama çayımdan vazgeçmeyeceğimi haykırırdım.