İnsanların pek çoğu bir kuklacıyı seyreden çocuk gibidir. Kuklalar oynar, bağırır, oturur, kalkarken çocuk sevinir, güler, üzülür, eğlenir. İzlediği hareket ve fiilleri kuklaların yaptığını sanır; kuklaların Kendi başlarına hareket edemeyeceklerini, bu hareketi onlara veren bir kuklacının olduğunu bile düşünmez. Oysa perde arkasında bir kuklacı ve onun da elinde gece karanlığında görülmeyen ince ipler vardır. Perde arkasında bir kuklacı olduğunu bilenler, hakikate yatkın, aklı başında insanlardır. Lakin içlerinde kuklacıyı yakından tanıyan pek azdır. Kuklacılık sanatına aşina olanlar ise daha da azdır.
Şimdi kıyaslayalım;
Cahiller sadece seyreden çocuklar gibidir.
Alimler kuklacıyı öğrenip tanımışlardır. Şehirler ise kuklacılığın inceliklerini bilen bir irfana sahiptir. Bunlardan birkaçı da tıpkı örümcek ipliği gibi göklere asılı duran ama insanlar tarafından görünemeyen kaderleri görürler. Bunu gören gözleri alınlarının altında değil, gönüllerindedir.
Bunlar için de nadiren rastlanan biri vardır ki Gönül gözüne marifet gözlüğünü taktığı vakit göklere uzanan iplerden her birini tutmak için küme küme melekler olduğunu görür. Öyle ki her biri elindeki ipi oynatmak üzere aşktan kendilerine gelecek emri beklemekte ve o emri yerine getirme hususunda hata yapmamak üzere titizlenmektedirler.