Sarı Yüz, yazardan okuduğum ikinci kitap ve çok beğendim. Kitabın başından sonuna kitap sektörünün -ve bence günümüz dünyasında birçok sektörün- insanı, duygularını nasıl metalaştırdığını çok iyi ele alıyordu. Kitapta bu ve daha başka konular beni düşünmeye çok itti. Athena’nın insanların hikayelerini alması etik mi? Düşününce yanlış gelmiyor, ne de olsa kendi kelimeleriyle anlatıyor hem de gerçek isimleri kullanmıyor diyorsun. Fakat sizi dinleyen birinin bunu yalnızca yeni bir ürün ortaya çıkarmak için yaptığını düşünmek pek de hoş değil. Bu noktada suçlu Athena da değil. Suçlu; en insani, mahrem duygularımızı bile satın alınabilir bir ürün haline getirmeye bizi zorlayan düzen. Ahlaki olarak gri alanda kalıyor mu diye düşünmeden elimizde ne var ne yoksa bütün her şeyimizi bu düzene kurban edebilmek zorundayız tepede kalmak için. Ve tepede olmayanların hali de kitaptaki karakterlerimizden gördüğümüz üzere pek parlak değil. Devasa bir pasta var ortada ama bunu yalnızca birkaç kişi yiyor. Senin hikayen okuyucuyu çekmiyorsa hiçbir kıymeti yok, okuyucunun iki dudağı arasındasın.
Tabi bunlar June’un haklı olduğunu düşünmemi sağlamıyor. Kitabın tamamında içsel bir çatışma yaşasa da günün sonunda gerçekleri açıklayamıyor. Dünyasının sonunun gelmesinden korkuyor ve en tepede kalmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazır. Fakat bu da yetmiyor. Çünkü onun yerine parlayan yeni bir yıldız var bile. Yer yer kendi de şikayet ediyor. Tepede kalmak için sürekli çalışmak zorunda ve bu da o deneyimden aldığı zevki tamamen yok ediyor. Hepimiz dağın tepesindeki sahte bir mutluluğa ulaşmak için yoldaki huzurumuzu feda ediyoruz. Ayrıca herkes oraya ulaşamıyor da. June kendi hikayesini yazamıyor, onun hikayesini kimse merak etmiyor. Bu da aslında işe yaramaz olduğu anlamına geliyor. Editörü
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,2bin okunma
“Is the truth. Your freckles.” Ilya grazed a fingertip over his own cheek.
“I am nuts about them.”
“I have no idea why. I hate them.”
“Noooo...” Ilya moaned. “Hollander. They are stunning.”
“Stunning?”
“Yes. Am I not using that word right? Very beautiful. Um...take my
breath?”
“Wow. All right.” The skin under Shane’s freckles turned very, very pink.
“The first time I met you. Those freckles...”
“The first time? You mean at the World Juniors? In Saskatchewan?”
“Yes.”
Shane huffed out a surprised laugh. “You were such a dick to me.”
“Mm. I did not like you. Just your freckles.”
That admission would have been embarrassing enough, but Ilya had also
slipped in an “and on top of everything, I’m pretty sure I’m in love with you
and I don’t know what to do about it.”