Zeynep Çetin

Zeynep Çetin
@zeynep_cetinn
Bulmanın ilk eşiğidir kaybolmak…
Kutsal Olanı Araçsallaştırmak…
İnanç, insanı özgürleştirdiğinde değer kazanır; korku, baskı veya çıkar aracı haline getirildiğinde ise amacından uzaklaşır. Bu nedenle din ile dini kullanarak menfaat sağlayan kişi ve yapıları birbirinden ayırabilmek büyük önem taşır. Bilinçli bir inanç, sorgulamaktan korkmaz; akıl, vicdan ve bilgiyle güçlenir. Manipülasyona karşı en güçlü koruma da budur.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kavuşmanın geometrisini ne de güzel anlatmış Ömer Hayyam…
Bir çember çizilse merkezinde sen, Kenarında ben. Sen döndükçe beni görsen, Ben döndükçe seni görsem. Öyle bir an gelseki ; yarıçap sıfır olsa… Ömer Hayyam
“Bir çürümenin ortasında Utancımıza tutunmuş İyi şeyler düşünerek Yaşamaya çalışıyoruz.” Şükrü Erbaş
Şiir
Oluşmaya başlayan bir ihtimalin kaybı
Bazen insanın içinde bir boşluk oluşur. Nedeni net değildir; bir olaydan çok, bir hissin yokluğu gibidir. Sanki bir şey olması gerekirken olmamış, bir şey tamamlanacakken yarım kalmıştır. O yüzden ruh hali dalga dalga değişir. Çünkü insan, sabit bir zeminde değil; henüz adı konmamış bir duygunun içinde duruyordur. Ne tam bir eksikliktir bu, ne de tamamen dolu bir hal… Sadece arada kalmış bir his.
İnsan ruhu bir deniz feneridir.
Ve zaman, onun etrafında dolaşan denizdir. Bazı günler su çekilir; insan kendini güçlü, yüksek ve görünür hisseder. Bazı günler ise dalgalar yükselir, ufuk kaybolur, gökyüzü denize karışır. İşte o zaman deniz feneri neden inşa edildiğini hatırlar. Çünkü deniz fenerleri manzarayı seyretmek için yapılmaz; kaybolma ihtimalinin olduğu yerlere dikilir. İnsan da böyledir. En derin yaralarını taşıdığı yerde en büyük bilgeliğini büyütür. En çok kırıldığı yerden başkalarına sığınak olmayı öğrenir. Bir gün fark eder ki, ışığı aslında denize değil, önce kendi karanlığına düşmektedir. Her gece yanan o ışık, önce kendi duvarlarını aydınlatır; çatlaklarını, izlerini, yılların bıraktığı aşınmaları gösterir. Ve insan kendini görmeye cesaret ettikçe daha uzağı aydınlatmaya başlar. Sonunda anlar ki mesele hiç ışığın ne kadar parlak olduğu değildir. Mesele, sis çöktüğünde de yanmaya devam edebilmektir. Çünkü bazı yolcular limanı haritalarda bulur. Bazıları ise uzakta titreyen tek bir ışığa bakarak… eve döner.