Zeynep Çetin

Zeynep Çetin
@zeynep_cetinn
Bulmanın ilk eşiğidir kaybolmak…
Kuantumdan Kozmosa: Her Şeyin Teorisi Arayışı
Kuantum fiziği büyük bir bulmacanın parçasıdır. Kuantum fiziğinde olduğu gibi, tüm teorilerin iki parçası vardır: Denklemler ve gözlemle nasıl bağdaştırılacağı. Kuantum fiziği her ikisine de sahiptir. Temelde denklem ve açıklamalar, bir ağacın tepesindeki temel teorilerin parçalarıdır. Ancak, aşağıya doğru inildikçe, kelimelerle ve denklemlerle olan açıklama oranı azalır. Tıp ve sosyolojide hemen hemen çok az denklem bulu-nur. Farklı olarak ağacın yukarı ve uç dallarına ulaşıldığı zaman ileri derecede matematiksel hale gelir. Fiziğin kutsal olan nihai amacı "her şeyin teorisini" bulmaktır. Ve bu denklemde bilim ağacının en tepesinde yer alacaktır. Her şeyin teorisi olasılıkla hiçbir kavram içermeyecektir. Muhtemelen saf olarak matematiksel bir teori olacaktır.
Sayfa 37·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Descartes’ın felsefe ağacı metaforu
Tüm felsefe bir ağaç gibidir: kök, gövde ve dallar. Kökleri fizikötesi, gövdesi fizik ve dalları da diğer bilimlerdir... Ağaçlarda meyveler nasıl kök ve gövdelerden toplanmayıp dallardan alınırsa, felsefenin yararı da aynı biçimde en son öğrenilebilen bölümlerinden sağlanır.
Sayfa 20·Kitabı okuyor

Zeynep Çetin

, bir kitap okudu
5/10
·288 syf.·
Beğendi
·
113 günde okudu
·
2026 8. kitabı
Hwang Bo-reum
7.8/10 · 15bin okunma
Oluşmaya başlayan bir ihtimalin kaybı
Bazen insanın içinde bir boşluk oluşur. Nedeni net değildir; bir olaydan çok, bir hissin yokluğu gibidir. Sanki bir şey olması gerekirken olmamış, bir şey tamamlanacakken yarım kalmıştır. O yüzden ruh hali dalga dalga değişir. Çünkü insan, sabit bir zeminde değil; henüz adı konmamış bir duygunun içinde duruyordur. Ne tam bir eksikliktir bu, ne de tamamen dolu bir hal… Sadece arada kalmış bir his.
İnsan ruhu bir deniz feneridir.
Ve zaman, onun etrafında dolaşan denizdir. Bazı günler su çekilir; insan kendini güçlü, yüksek ve görünür hisseder. Bazı günler ise dalgalar yükselir, ufuk kaybolur, gökyüzü denize karışır. İşte o zaman deniz feneri neden inşa edildiğini hatırlar. Çünkü deniz fenerleri manzarayı seyretmek için yapılmaz; kaybolma ihtimalinin olduğu yerlere dikilir. İnsan da böyledir. En derin yaralarını taşıdığı yerde en büyük bilgeliğini büyütür. En çok kırıldığı yerden başkalarına sığınak olmayı öğrenir. Bir gün fark eder ki, ışığı aslında denize değil, önce kendi karanlığına düşmektedir. Her gece yanan o ışık, önce kendi duvarlarını aydınlatır; çatlaklarını, izlerini, yılların bıraktığı aşınmaları gösterir. Ve insan kendini görmeye cesaret ettikçe daha uzağı aydınlatmaya başlar. Sonunda anlar ki mesele hiç ışığın ne kadar parlak olduğu değildir. Mesele, sis çöktüğünde de yanmaya devam edebilmektir. Çünkü bazı yolcular limanı haritalarda bulur. Bazıları ise uzakta titreyen tek bir ışığa bakarak… eve döner.