Fikrine taktığı bir ince gül, tek tek kopup dağılıyor yapraklarından. Yolboyu düştü. Şimdi son kalan yaprakları... Tek tek düşüyor. Düştükçe çılgın bir titreme alıyor Bayram'ı...
Demek sen beni ta o zamandan biliyorsun? Ta o zamandan ezberindeyim. Ondan sonra da "bana umutlanma" demeye getir, öyle mi? Göz göre göre, gönül duya duya inatlaşıyorsun. "Fikrine taktığın ince gül ben miyim?" diyorum. Kara gözlerini ışıldata ışıldata benimkilere daldırıyorsun. Eh, bensem madem, ben de hazırım...
Gerçi yolların çoğu bana bir şekilde tanıdık geliyor. Ama aslına bakarsan yolları bilmek bizim hamurumuzda yoktur. Aksine yolları bilmemek var bizim hamurumuzda. Dünyaya cevap bulmak için değil, aksine soru sormak için geliyoruz. İnsan, deyim yerindeyse kesintisiz bir karanlığın içinde el yordamıyla yolunu bulmaya çalışır ve ancak çok şanslıysa bazen bir ışık noktasının parıltısını görür. Ve yine insan, ancak yeteri kadar cesur ya da sebatlı yahut aptal ise veya en iyisi hepsine birlikte sahipse bizzat kendisi ardında bir işaret bırakır.