Zeynep Bayram

Zeynep Bayram
@zeynepbayy
yazar ve çevirmen adayı
İngiliz Dili ve Edebiyatı
110 okur puanı
Ocak 2022 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2024 36. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Aralık 2024 05:21
Her bir karakterde kendimden bir parça buldum ve okurken onlarla öyle özdeşleştim ki sonunda göz yaşlarına boğulmamam kaçınılmazdı. İnce bi sızı bıraktı yüreğimde kitabın sonu. Şevket beyin kızına olan sevgi bağı öyle derindi ki, kızını kaybettikten sonra akıl sağlığını da yitirmesine çok üzüldüm ve çok etkilendim. Nemide’nin ölmekten korkarak son nefeslerini babasının omzunda sarılarak vermesi unutulmaz bir sahneydi. Nemide, kendisini öldüren aşkına rağmen Nahit ve Nail e karşı öyle fedakar öyle yüce bir şekilde davrandı ki, onu bu hale getiren “garip talih”e ölmek üzereyken bile boyun eğmemiş oldu. Kaderin kendisine biçtiği kaçınılmaz sona yüce karakteriyle karşılık vermiş oldu. Oysa ki bir aşık için, sevdiğini başkasına teslim etmek, nişan yüzüğünü sevdiğinin evleneceği kadına takmak imkansız zorlukta bir şeydir. Nail doktordur, yani yaşam bağışlayandır bir anlamda, ama bu durumda Nemide’nin celladı olmaktan öteye gidememiştir. Nahit’in aşkı ise çok farklı. Onun hayatı ve bütün mutluluğu Nail’in varlığına bağlıdır ve onu kaybettiğini, yani hayatının da bir anlamda yitip gittiğini fark ettiği an Nemide’nin canına kast etmeyi bile düşünmüştür. Ancak Nahit asla Nemide kadar yüce bir karaktere sahip değildir ve bendeki sempatisini gece buluşmaları yaptığı an kaybetmiştir. Sonradan vicdan azabı duysa da Nahit de Nemide’nin ölümüne sebep olmuştur. Sonunda Naille kavuşmuş olsalar bile mutluluklarının Nemide’nin ölümünün gölgesinde kalmasının gerektiğini düşünüyorum. Kitap, yazarın ustalık eserlerinden değil evet, ama konusu öyle derin ki.. Nemide’nin hasta yatağındayken babasından gül istemesini unutamayacağım, belki de şevket bey bir daha asla güllerine aynı sevgiyle bakamamıştır.. gülleri de kızı gibi solup gitmiştir belki de..
NemideHalid Ziya Uşaklıgil · Kapra Yayıncılık · 01,040 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
7/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2024 23. kitabı
Kafanızın çok dolu olduğu ve hayatınızın yoğun bir döneme girdiği sırada okunabilecek yormayan, “basit” ve içinizi ısıtacak hoş bir hikaye. Uzun zamandır bu tarz romantik kitaplar okumadığım için hevesle ve beklentiyle başlamıştım ancak ilk sayfalardan anladım beklentimi karşılamayacağını. Aşk üçgeni basit, karakterler derinliksiz, betimleme yok duygu yok, ana karakter biraz gerçeklikten uzak bile diyebilirim. Biraz amerikan klişeleriyle dolu bir kitap. Peki neden 7 verdim, çünkü Edi ve David’in aşk hikayesi kitabı taçlandıran nokta olmuş ve yazarın baştan beri okuyucuya hissettiremediği duyguyu burada hissedebiliyorsunuz.
Lavanta Kokulu SabahlarJude Deveraux · Pegasus Yayınları · 2014129 okunma
8/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2024 17. kitabı
“Karıncaların türküsü fillerin yasalarından daha güçlüdür, anlıyor musun?” Her Türk vatandaşının okuması gereken, Hayvan Çiftliğinden daha vurucu bir alegori örneği/toplum eleştirisi. Alt metninde emperyalizm, asimilasyon, bölücülük, manipülasyon/beyin yıkama, öz benliği unutturma yok etme, umutsuzluk, sömürü düzeni, güçlünün güçsüze zulmünü okuyabileceğiniz; okuyucunun kukla gibi yönlendirilen algılarını kendine getiren, hayata ve sisteme karşı bilinçli bir bakış açısı kazandıran çook değerli bir kitap bu. Çocuk kitabı değil asla ki nasıl olabilir. Okuyun okutturun çevrenize tavsiye edin, herkes okusun bilinçlensin. Karıncaların özgürlük türküsünü bir gün kalbimizde duyabilmemiz umuduyla..
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal KarıncaYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202515,6bin okunma
7/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2024 16. kitabı
yazarın okuduğum ikinci kitabı ve bence kesinlikle Bugün Kalan Hayatımın İlk Günü nden daha tatmin ediciydi alt metin bakımından. yazar bu doyurucu kitabında geçmişteki acılarımızın bugün olduğumuz kişiye katkısına, üç pusula olarak adlandırdığı kalp-kafa-beyin uyumuna, yaşam ve ölümün ayrılmaz bir parça oluşuna, karmik yük'e ve daha bir çok konuya değiniyor sürükleyici hikayesiyle ve kitabın sonunda bütün parçalar bir puzzle gibi uyum sağlıyor. kitabı okurken aldığım upuzun notları paylaşıyorum; Geçmişimiz hangi açıdan bizi şu an ki biz yaptı? yazar bu sorunun üstünde fazlasıyla duruyor ve bence en tatminkar kısım da burası. Acılarımızı, kendimizi geliştirmek için bir fırsat olarak görmemiz gerektiğini, kendimizi suçlu hissedersek acılarımızın travmaya dönüşeceğini, geçmişimiz hakkındaki algımızı değiştirmek için, yaşadığımız zorlukları yararımıza çevirmemiz gerektiğini çünkü geçmişimizi değiştirmenin mümkün olmayacağını defalarca kez anlatıyor. Geçmiş bugünümüzü olumsuz etkilememeli, onu hayallerimize giden yolda kullanılabilecek bir armağana çevirmeliyiz. Böylece kendi benliğimizi, içimizdeki cevheri keşfederiz, çünkü zorluklarla mücadele etmek ve pes etmemek bizi bambaşka kişiler yapar. geçmişte yaşadığımız zorlukları düşünüp şu anımızı pişmanlıklar içinde geçirip hayata küsersek çok büyük bir yanılgıya düşeceğimizi söylüyor yazar; rüzgar yiyen ağaç nasıl kuvvetlenirse, insanoğlu da öyle güçlü bir karaktere sahip olur diyor ve zorlukları hayallerimizin önündeki bir taş gibi değil de, hayallerimize ulaşmak için bir merdiven olarak görmemiz gerektiğini söylüyor. Ancak, hayattaki her zorluğu evrenden gelen iyilik/sevgi gösterisi olarak görmemiz mümkün değil bence, o kadar çok istisna var ki. Bu bana biraz kendini teselli etmek için uydurulmuş/zorlanmış bir fikir gibi geliyor. Evrenden
Yaşamadan ÖlmeyeceğimMaud Ankaoua · Yan Pasaj Yayınevi · 20211,339 okunma
8/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2024 14. kitabı
İnsanın suratına tokat gibi çarpan, bittikten sonra uzun uzun duvarları izleyeceğiniz türden bir kitap. Keşke okumasaydım ve iyi ki okudum diyeceğiniz, sizden bir çok şey koparıp aynı zamanda size bir çok şey kazandıran ikililik ile dolu bir eser. Hastalıklı/kötücül ve okuduğum kitaplarda karşılaştığım en iyi işlenmiş kadın karakterini barındırıyor içinde. Basit bir kitap diye düşünüp yanılmayın, çünkü bitirdikten sonra yaşlandığınızı hissedeceksiniz, delilik bu gerçekten. Bu kitap hakkında saatlerce konuşmak istiyorum. Önce güç olgusu ve paranın güçle olan ayrılmaz ilişkisinden bahsedeceğim. Clegg, yalnız, kimsesiz, toplumdaki silik/sevilmeyen basit bir memurken, bir anda kazandığı servet sayesinde paranın yanı sıra daha önce hayal dahi edemeyeceği bir şeyi kazanıyor: güç. Artık isteyeceği her şey elinin altında, her arzunu gerçekleştirebilir kimseye hesap vermeden. Parayla gelen bu güç, onun içindeki kötücül, hasta, adi ve günahkar taraflarını bastırmadan, engellemeden eyleme dökebilmesine sebep oluyor. Miranda onun için ulaşılmaz bir hedefken, artık kolay bir şekilde evinin mahzende tutsak edebileceği bir mahkum haline geliyor. Clegg’in yaptığı her suçu meşrulaştırmak için, kendini haklı çıkartmak için “eğer başkaları da benim gücüme sahip olsalardı, ahlakı umursamadan aynı şeyi, HATTA DAHA KÖTÜSÜNÜ (tecavüz, cinayet) yaparlardı, o yüzden ben masumum” demesiyle görüyoruz. Modern dünyamızda da paranın her kapıyı açtığını, yolsuzlukları ve kötülükleri örttüğünü, insanları güçlü bir pozisyona getirdiğini görebiliriz. Güce sahip olanlar gerçekten ahlaki/etik yargıları umursamadan gönlünce hareket etme hakkına sahip olabilirler mi? Yazar, içindeki yaşadığı toplumdaki sınıf farklılıklarını eleştiriyor. Miranda, üst sınıfa ait zengin, elinde her imkanı olan bir
KoleksiyoncuJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 202410,9bin okunma