Zeki ve esprili karakterler, hafif aksiyonlu ve eğlenceli bir kurgu, mükemmel olmaya bu kadar yakın bir tarihi aşk kitabı... Bu kadar olumlu özellikler nasıl mı harcanır? Tam da bu kitapta olduğu gibi harcanır.
Cidden ne desem bilmiyorum. Son sayfalara kadar kitabı o kadar severek okuyordum ki anlatamam. Karakterleri, konusu, işlenişi, her şeyi harikaydı. Buraya uzun uzun kitabı öveceğim bir yorum yazacağımı düşünüyordum. Fakat kitabın sonlarında olaylar öyle bir hâle geldi ki inanamadım. Aslında hâlâ inanamıyorum. Bir yazar kendi kurgusuna bunu nasıl yapabilir? Nasıl böyle güzel bir konuyu ve karakterleri bir çırpıda harcayabilir? O son sayfaları yazan yazar ile benim ayıla bayıla okuduğum kısımları yazan aynı kişi mi sahiden? Çıldırmamak işten değil.
Hayal kırıklığının soyutluktan somutluğa çevrilmiş hâli bu kitap benim için. Yazık gerçekten.
Halide Edib öğretmen, siyasetçi, yazar kimliğinin dışında; milli mücadeleye yazılarıyla, mitingleriyle ve cephede çavuş olarak destek vermiş bir kişidir.
Ve bence bu romana Halide Edib kendinden izler katmıştır. Çünkü romanın kahramanı Aliye de kendisi gibi bir öğretmendir. Aliye, Anadolu'ya öğretmen olarak gelmiş, kendisi gibi(Halide Edib) milli mücadeleye ve kuvay-ı milliyeye destek vermiştir. Halide Edib'in verdiği mitinglerle halkı milli mücadeleye çağırdı gibi; Aliye öğretmen de çocuklara marşlar öğretmiş ve kasabanın kurtulacağına inanmış ve o gün için bayraklar diktirmiştir.
Romanın geçtiği yer ve zaman kesin olarak belirtilmese de Yunan ordusunun Anadolu'yu işgal ettiği yılları ve işgale uğramış olan bir geri konu edinmiştir. Kitabın olay örgüsü hakkında bilgi vermek istemiyorum ama okurken dikkat edilmesi gereken en önemli husus; biz bu vatan topraklarını kurtarırken düşman ordusundan daha çok kendi içimizdeki düşmanlarla uğraşmışız. Bunlar ordumuza destek vermeyen, sırf kendi çıkarlarını korumak için düşman ile birlik olan kişilerdir. Yine kendi çıkarlarını korumak için Allah'ın gönderdiği dini değil de; şeriat adı altında kendi din kurallarını koyan, halkın dini duygularını istismar eden ve din adı altında her türlü yobazlığı-bağnazlığı yapan "sözde din adamları"dır. Ne yazık ki bu kişiler, düşman ordusunun bize veremediği zararı vermişlerdir.
Bu vatanın ne şartlar altında kurtulduğunu, nelerin feda edildiğini anlamak için okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Brontë kardeşlerin en küçüğünün ilk kitabı: Agnes Grey. Her ne kadar Brontë kardeşler dediğimizde beklenti oluşsa da ilk kitap denmesi haliyle bu beklentiyi dengeleyen bir unsur oluyor. Fakat ne yazık ki bu, benim beklentimi dengeleyecek bir unsur olmadı çünkü yıllar önce ablaları Charlotte ve Emily Brontë’nin kitaplarını okumamdan ve onlara hasret kalmamdan ötürü -aslında yakın zamanda şu anki kafa yapımla tekrardan okumayı düşünüyorum- beklentim fazlasıyla yüksekti. Beklentimi karşıladı mı, hayır ama kötü bir kitap değildi kesinlikle. Sadece bu okuyuş bana Anne Brontë’nin eserlerinin neden bu kadar geç çevrildiği sorusuna yanıt oldu diyebilirim.
Esere geçersek, eserde Agnes Grey’in -yani hem anlatıcımızın hem de baş karakterimizin- yetişkinliğe giriş sürecini okuyoruz. Eseri kabataslak okuduğumuzda bu süreç mürebbiye dönemindeki tecrübeleri olarak gözükse de aslında detaylara indiğimizde babasının borç içine düşüp kendisinin mürebbiyelik yapmaya karar verdiği an yetişkinliğe ilk adımıydı. Çünkü el bebek gül bebek büyüyen ailenin küçük kızı Agnes, bir gün ansızın omuzlarında geçime katkı sağlama sorumluluğunu hissetmiş ve bunun için de kendisinin en iyi yapacağını düşündüğü alana yöneldi: Mürebbiyelik.
Tabii ki seçimi sonucu o dönemin zengin ve soylu ailelerin arasına giren Agnes ile yazar, o dönemin soylularına ve zenginlerine eleştiri niyeti ile ele almış bile diyebiliriz bu eser için. Çünkü Jane Austen romanları gibi aşk ve kadın üzerine bir roman bekliyorsanız beklentileriniz boşa çıkacak demektir çünkü eserin neredeyse tamamı bu kesime eleştiriden oluşuyor. Bunun yanı sıra dini konulara ve din adamlarının davranışlarına değindiğinden bahsetmeyi de atlamamak gerek.
Bu noktalarda ise değindiği gerçekten güzel konular vardı yazarın: sosyetenin çocuklarını