Okuduğum ilk polisiye romanıydı. O kadar heyecanlı ve akıcıydı ki nasıl bittiğini anlayamadım. Bu arada herkesin kesinlikle okumasını tavsiye ederim.
Kitabın içeriğine değinecek olursam; Gurney adında başarılı ve zeki emekli bir dedektif... Her şey üniversite arkadaşına gelen tehdit içerikli şiirler sonucu arkadaşının ondan yardım istemesiyle başlar. Gelen şiirlerden sonra birbirine benzeyen 5 cinayet... Kurbanlardan biri de Gurney'in arkadaşı Mellery... Katili tanımlamak için kelimeler yetersiz kalır desem yeri. Fazla zeki, fazla titiz, fazla dikkatli... Nasıl devam edeceğimi bilmiyorum çünkü kitabı okurken o kadar etkilendim ki bazen kendimi katili düşünürken buluyordum. Fazla dağıtmadan konuya devam edeyim. Katili öğrendiğimde kısa süreli bir şok yaşadım. Olanları bir araya getirmeye çalıştım ama kafamın içi karmakarışık. Katilin geçmişinde yaşadığı ve kendisinde travma etkisi yaşatan bir olay. Babasının(polis) eve sarhoş bir şekilde gelip annesini gœzleri önünde öldürme girişimi... Yaşadığı bu olay alkolik kişilere ve polislere kin duymasına sebebiyet vermiş. Yaşadığı olayın üzerinden uzun yıllar geçti. Bir şekilde kendini geliştirdi, zekasının farkına vardı alkolik kişileri, polisleri bulup öldürmeye başladı. Dedektif Gurney'in zekasından söz etmemek çok ayıp olur. Tabi etrafındaki insanların da bunda etkisi vardı ama dedektif mükemmel bir şekilde olayı çözmesi harikaydı.
Gerek okuduğum bölümden kaynaklı hep psikolojik çözümlemeler yaptım kitabı okurken. Katilin geçmişinde yaşadığı olayı ne kadar sevmemiş nefret etmiş olsa da aynı şeyi yapmış. Belki kadınlara karşı değil bir ailenin yıkılmasına sebep olmuş. Her zaman derim " nereye gidersen git, kendini ne kadar geliştirirsen geliştir geçmişin hiçbir zaman peşini bırakmaz." Her şeyden kaçarsın da geçmişinden