Kendime alıştım bodrum katlarında
Artık bir karanlık bağımlısıyım.
Kezzap attı yüzüme sokak lambaları
Tenekeden bir aydınlıkla kestim
Hayatla ilgili bütün bağlarımı
Hazırım ben
Bir anne ismine bağlamayı her şeyi:
Füsun…
“Kimi gün öylesine yalnızdım
Derdimi annemin fotoğrafına anlattım. Annem
Ki beyaz bir kadındır
Ölüsünü şiirle yıkadım.
Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.”
İnternette bir edebiyat sitesindeki sohbette, aynı zamanda avukat olan genç bir şairle (Ali İhsan Özeren) tanışmıştır Didem. Edebiyattan, şiirden söz ettikleri bu yazışmalarda birbirlerinden hoşlanırlar ve bir süre sonra da buluşmaya karar verirler. Manisa’daki bir kafede buluşmuşlardır. Yoğun, güzel bir günün ardından, ayrılmadan önce bir öneride bulunur genç adam. “İkimiz de bugünü anlatan bir şiir yazalım,” der. Didem de kabul eder bu öneriyi... İkinci buluşmalarında bu şiirleri birbirlerine okuyacaklardır.
Nitekim sözleştikleri gün, buluşma yerine ikisi de şiirleriyle gelmiştir. “Önce sen oku,” der Didem. Genç adam okur şiirini: O günü anlatmıştır, buluştukları kafe, meraklı garson vardır yazdığı şiirde. Sıra Didem’e geldiğinde, kareli metot defterini açar ve kurşun kalemle yazdığı “Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım?” şiirini okumaya koyulur. Örtünerek yaşadığı son üç yılı dile getirmiştir bu şiirde. Yeni tanıştığı bir insana belki konuşarak anlatamayacağı, açıklanamayan, dile getirilemeyen her şey kendine yeni bir ifade yolu bulmuştur bu şiirle.
“Dünyanın geri kalanına karşı, herhangi birine karşı birlik olduğunuz o günleri özleyeceksiniz, aranızda yaptığınız
şakaların demek istiyorum. Birkaç yıl sonra yalnız birbirinize karşı birlik olacaksınız. Neyse dert etme uzun süreli yakın yaşamların kaçınılmaz hınçları olur, iki tarafın da genellikle vazgeçemediği, katlanılabilir can sıkıntısı olur.”
- Ranz
Hemen herkes çoğu zaman sadece bulunduğu yeri bırakıp başka bir yer ele geçirmek için hareket eder; sadece bunun için, kendilerini unutmak, daha önce oldukları insanı toprağın altına gömmek için; aslında hepimiz şu anda ya da daha önceden olduğumuz şey olmaktan tarif edilmez biçimde yorulduk.