Fournier’in okuduğum ilk kitabı oldu. Anlatmak istediği bütün duyguları okurken yaşattı, en azından kendi adıma. Bazen bana sert gelen cümleler oldu, sert gelen duygular, sert gelen mizah… ama anlayabiliyorum. İnsan okurken ne tepki vereceğini bilemiyor; yer yer güldüm ama daha çok üzüldüm, daha çok anladım. Bazı konulara değinilmiş; insan çocuk yaparken engelli doğma ihtimalini düşünmeden, sanki her şey kusursuz gelmiş ve öyle gidiyormuş gibi, hiç düşünmeden yaşıyor. Halbuki bunun olma ihtimali bile insanı korkutuyor.
Kitapta, alıntılamak istediğim çok cümle vardı ancak durup vazgeçtim. Biraz da okurken yaşanması gerektiğini düşündüm.
İstabul trafiğinde, otobüste okurum diye elime aldım ve bir günlük otobüs maceramda bitti. Okurken durup düşünmeye sevketti. Aklımda bir iz bıraktı. Bana göre bu eser iyi veya kötü, beğendim ya da beğenmedim diyebileceğim bir eser değil. Düşünmeye teşvik eden, akılda izler bırakan, sorular, kıyaslamalar bırakan ve hala yaşayan bir metin. Kitabın üçte ikisi bittiğinde arkadaşımla oturup kitapta bahsedilenler, değinilmek istenenler üzerine konuştuk. Sanatı, insanı, köleliği, cahilliği, makineleşmeyi… benim için çok verimliydi.
İnanılmaz keyif alarak okudum. Kahkaha da attım, üzüldüğüm anlar da oldu. Bana duyguları çok iyi hissettirdi. Kitabın içinde yaşadım. Tabii ki edit sıkıntıları, bazı cümlelerde anlam bozuklukları vardı. Yanlış yazılmış kelimeler de vardı. Ama roman o kadar güzel ki bunları görmezden geldim ve romanı yaşadım.
Büyücü-ÇırakRaymond E. Feist · İthaki Yayınları · 2002281 okunma
Bana pek hitap eden bir tür değil. Küçükken, yazarın diğer kitaplarını okuduğum zamanlar keyifliydi ama okuma çizgim çok değişti. Maalesef bana hitap etmiyor. Bugün kardeşimle birlikte okumak keyifliydi.