Doğru söylüyordu. En azından doğru söylediğini düşünü yordu. Çünkü dünyanın en çabuk geçen, geçer geçmez de en hızlı yakalanılan hastalığına sahipti: Umut.
Bu noktada şunu tartışmalıyız: Hükümdar korkulacak biri olmaktan çok sevilecek biri mi, yoksa tersi mi olmalı? Buna verilecek yanıt şudur: Hem öyle hem böyle. Ama ikisini bir arada bulundurmak zor olduğu için, ikisinden birisi olmadığında sevilecek biri olmaktansa korkulacak biri olmak yeğdir. Çünkü genel olarak insanlarla ilgili şu söylenebilir: İnsanlar nankör, değişken, içten pazarlıklı, riyakar, korkak ve çıkarcıdırlar; iyilik yaptığın sürece yanından ayrılmazlar; gerekmediğinde sana kanlarını, canlarını, mallarını, mülklerini, dahası evlatlarını bağışlarlar. Oysa gerektiğinde hepsi arkasını döner. Her şeyini insanların sözlerine bağlayan ve başka hiçbir hazırlığı olmayan hükümdar batar. Ruh soyluluğu ve büyüklüğüyle değil de para ile elde edilen dostluklarsatın alınmış dostluklardır, gereksinim duyulduğunda kullanılamaz. İnsanlar korkulan bir hükümdardan çok, sevilen bir hükümdara daha kolay zarar verirler; çünkü sevgi bir zorunluluk bağıdır ve insanlar doğaları gereği çıkarları söz konusu olduğunda o bağı rahatlıkla koparır atarlar; oysa korku bağı insanın hiç aklından çıkaramadığı ceza ve cezalandırılmak kaygısıyla örülmüştür.
Sevginin doğası böyledir," dedi Vashet. "Onu tanımlamaya teşebbüs etmek insanı delirtir. Zaten şairleri durmaksızın bir şeyler karalamaya iten de budur. Biri sevgiyi bütünüyle kağıda dökebilse diğerleri kalemlerini bırakacaktır. Ama bu mümkün değildir.