Uzun süredir Tarık Tufan'ın okumak istediğim kitapları vardı. Bu okumuş olduğum ilk kitabı oldu. Akıcı ve samimi bir dille yazılmış bunu sevdim:) hatta genel olarak bir kitapta en sevdiğim şey budur : Akıcı ve samimi bir dille yazılmış olması.:)
Uzun uzun yazmam için uzun uzun düşünmem gerekiyor galiba ama bu kitabı okuyup bitirdiğim günde bıraktım...
Yer yer altını çizdiğim satırlar oldu. Ara ara kendimden bir şeyler bulduğum ara ara geçmişime gittiğim ve de hâli hazırda yaşamakta olduğum duyguları da hesaba kataraktan bayağı bir çizmişim satırları. :))
Neyse kitabın konusuna gelecek olursam: isimsiz bir karakterin kendi dünyası ile olan savaşını, iç âlemini , ailevi problemlerini (karakterimizi derinden etkileyen, üzen, üzerinde hayatı boyunca izini bırakan türden problemler bunlar annesinin kanser olması babasini annesini, kendisini, kız kardeşini terk etmesi gibi) ve de imkansız bir aşka saplanması üzerine içinden çıkılmaz dünyasına iyice hapsolmuş bir hale geliyor.
İmkansız aşk demişken karakterin bu konudaki tavrını, düşüncesini beğenmedim neden diye soracak olursanız şöyle kısaca değineyim. Karakterimiz kendinden yaşça büyük evli bir kadına ilgi duyup aşık oluyor. Kadın da kendisine. Bu kadın dünyalar iyisi bir adamla evli ama kadın kocasına aşık olmadığı için mutlu hissetmiyor ve gün geliyor karakterimize ikisinin de bugüne kadar hiç dile getirmeden sadece bakışarak ve hissederek bildikleri aşkını itiraf edip kocasından ayrılmak isteğini ve onunla birlikte olmak istediğini söylüyor amaaaa isimsiz karakterimiz ise aşık olduğu kadına seni mutlu edemem seni kendime katlanmak zorunda borokomom bizimki bir tür metafizik bağlantı ! Çoğu zaman aynı şeyleri hissediyoruz ama buna aşk denemez kocanı birakma diyor. Ben bu kısmı biraz abartarak anlatmış