Zeynep Keman

Zeynep Keman
@zeynepsolin
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İnsan gayeye ulaşmak için çalışmayı sever, fakat ulaşmayı pek istemez; bu hal şüphesiz çok gülünçtür.
Sayfa 37·Kitabı okudu
Puan vermedi
Kuvayi Milliye kitabı Nazım Hikmet tarafından hapishanede olduğu yıllarda 1939 da yazılmaya başlanmış 1941 yılında bitirilmiş epik şiir biçiminde yazılmış bir destan kitabıdır. Epik destanlar toplumların kolektif bilinçlerinin kurguladığı kahramanlık öyküleridir. Tarihsel süreç içerisinde yazıya geçirilerek varlığını devam ettiren epik destan türü, modern dönemde de çeşitli yazarlar tarafından sürdürülmüştür. Bu bağlamda Nazım Hikmet tarafından yazılan Kuvayi Milliye destanı söylem, biçim ve içerik olarak kendine özgü bir geleneğe sahip olan epik destan türü ile ilişkilendirilebilir. Kurtuluş savaşı sürecini ve bu süreçteki kahramanların hikayelerini bölümlere ayırarak anlatan Nazım Hikmet halkın sesi olmak için uğraşmıştır. Kitabın baplara başlamadan önceki “Onlar” adlı giriş bölümü sembollerle, söz sanatlarıyla,alıntılarıyla, dil ve üslubuyla okuyucuyu kitap ile ilgili genel olarak bilgilendirir. Burada yer alan ve kahramanların tanıtımında kullanılan iki kelime “Onlar ki” ifadesi, söylem açısından destan geleneğine uygun bir biçimde coşkun bir girişi verir. Bu coşkunluk ifadesi okuyucuyu bir kahramanlık hikâyesine hazırlar niteliktedir. Bu coşkulu söylem zaman zaman yerini savaşta yaşanılan ölüm ve yenilgi kaynaklı hüzün bildiren ifadelere bıraksa da destanın anlatımı boyunca kendini korur. Ayrıca “Onlar ki” ifadesinin devamında yer alan toprak, su, hava sözcükleri birçok inanışta yaratılışı sembolize eden dört unsurdan üçüdür. Dördüncü unsur ateş ise Kuvâyi Milliye’nin ilerleyen bölümlerinde çoğu zaman ihanetle birlikte verilir. Devamında geçen demir, kömür ve şeker sözcükleri ise komünizmi temsil eden sözcüklerdir. Nazım Hikmet komünizm temsili birçok sözcüğe, düşünceye ve alıntıya kitap boyunca yer vermiştir. Bunlardan biri ise başlangıç bölümünün sonunda yer
Edebiyat
Kuvâyi MilliyeNazım Hikmet Ran · Yapı Kredi Yayınları · 20103,695 okunma
Puan vermedi
Franz Kafka tarafından yazılan Dönüşüm adlı eser pazarcılık yaparak geçinen Gregor Samsa’nın bir sabah uyandığında böceğe dönüşmesini ve hayatının geri kalanında bu şekilde hayatını devam ettirmeye çalışmasını anlatmaktadır. Bu olayın ardında Franz Kafka hem bireyin toplumla olan çatışmasını hem de insanın kendi içsel varoluşuyla hesaplaşmasını ele almaktadır. Ele aldığı bu konuyu okuyucuya aktarmak amacıyla varoluşçuluk, metamorfoz, kapitalist sistem gibi kavramlardan yararlanmış aynı zamanda grotesk, semboller ve Kafkaesk’in zaman ve mekân kullanımları gibi unsurları kullanarak göstermiştir. Kafka tüm bunları toplum ve sistem hakkındaki görüşlerini ve eleştirilerini okuyucuya aktarmak için amaçlamıştır. Dönüşüm varoluşçuluk anlamına gelen egzistansiyalizm kavramını yabancılaşma ve anlam arayışı yönlerinden incelemektedir. Böcek yazar tarafından bilinçli bir şekilde tercih edilen bir semboldür ve karakterin böceğe dönüşmesi Gregor'un toplumdaki işlevi, ailesiyle olan ilişkileri ve kendi varoluşsal durumu hakkındaki derin yabancılaşmasını simgelemektedir. Böceğe dönüşmesiyle birlikte Gregor’un toplumsal rolünün ve kimliğinin anlamsız hale geldiği görülmektedir. Kafka, burada varoluşçuluğun en karamsar yönlerinden biri olan anlamsızlık ve boşluk duygusunu betimlemektedir. Gregor, insan olarak toplumda değer bulurken, böceğe dönüştüğünde ailesi tarafından dışlanır ve reddedilir. Bu, insanın kendi varoluşunu başkalarının gözünden tanımlama çabasının anlamsız olduğunu göstermektedir. Dönüşüm metamorfoz kavramını hem fiziksel hem de zihinsel olarak ele almaktadır. Gregor’un bedensel dönüşümü, onun içsel dönüşümünü de tetikler. Bir zamanlar ailesinin geçimini sağlayan ve bu nedenle saygı gören Gregor, böceğe dönüştükten sonra bu rolünü yerine getiremez hale gelmekte ve bu
Edebiyat
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022267,6bin okunma
7/10
·196 syf.··
2023 15. kitabı
·
67 günde okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2023 16:09
Atay’ın 1975 yılında yayımlanan ve tek öykü kitabı olan Korkuyu Beklerken, modernist romanın öykü biçimine yansımış halidir. Modernleşme sürecinde bireyi iç hesaplaşmaya, iletişimsizliğe iten dış dünyanın bireyin iç dünyasıyla olan uyumsuzluğudur. Atay bunu öykülerinde yabancılaşmayı merkeze alarak anlatır. Modernleşmeye ayak uyduran toplum, yarattığı kurallara uymayanı ‘öteki’ olarak adlandırır. Bu ‘öteki’ olma durumuna yani bireyin, toplumun genel kurallarıyla uyuşamamasıyla birlikte kendi isteğiyle toplumdan uzaklaşmasına, yabancılaşmasına veya toplum tarafından kabul edilmeyip topluma yabancılaşmak zorunda bırakılmasına Atay’ın eserlerinde sıklıkla rastlanmaktadır. Atay’ın Korkuyu beklerken kitabının içindeki korkuyu beklerken öyküsü de bu bağlamda verilebilecek örnek hikayelerden birisidir. Okuyucu tarafından isminin dahi bilinmediği baş karakter paranoyak, korkan ve toplumla iletişim kuramayan bir karakterdir. Öykü boyunca yalnızlaşan ve topluma yabancılaşan karakteri yazar bilinç akışı, iç monolog, leit motif gibi teknikler kullanarak anlatmış metaforları ve ironizmi kullanarak da bu durumu desteklemiştir. Modernizmin Türk edebiyatına girmesiyle birlikte Atay’ın Korkuyu beklerken hikayesinde de bireyi ve eşyayı merkeze alma, yabancılaşma, yalnızlık, uyumsuzluk, noktalama işaretlerini kullanmama, karakterlere isim vermeme gibi pek çok bakımdan modernist etki altındaki yenilikler görülmektedir. Modernite ile birlikte kentleşme, bireyi kalabalıklar içinde yalnızlığa itmiştir. Kalabalık içinde robotlaşma durumu, bireyi varoluş çıkmazlarına sürükler. Toplumsal değişime, şehirleşmeye ayak uyduramayan bireyin topluma yabancılaşması kaçınılmazdır. Çevresine ve kendine yabancılaşan bireyin iletişimi, nesnelerle sınırlı kalmaktadır. Değişen dünyaya olan uyumsuzluk,
Edebiyat
Korkuyu BeklerkenOğuz Atay · İletişim Yayıncılık · 202233,3bin okunma