Kendine neden bu kadar eziyet ediyorsun, diyor yanımdaki arkadaşım. Hem artık her şeyin var, beklediğin güzel günler geldi işte. En az kendim kadar onun için de acı çektiğimi hissediyorum. Bu ona giderek derinleşen bir vicdan azabı veriyor, fark ediyorum. Peki onun için de acı çektiğimi neden bilmesini istemiyorum? Bu bencillliğim mi benim, yoksa hiçbir işe yaramayan inceliğim mi, bilemiyorum. Her şeyimin olması ne demek, ne demek beklediğim güzel günlerin gelmiş olması? Oysa biliyorum ki kendi bilinmezliğini, kendi boşluğunu bende görmekten çok ürküyor. Bunları onu kırmak, incitmek pahsına sormak istiyorum. İçindeki boşluğu kanatmak... Ama bu soruları sorarsam onu hiç terk etmemem gerekir, hep yanında olmam... Hazır mıyım buna, emin değilim. Geciken her soru bir haksızlık mührü olarak kazınıyor kalbime.
Bilirsin, insanlar acıtmayı, kanatmayı severler. Korur gibi, acır gibi, okşar gibi, incitirler. Öç alır gibi severler. Farkında değilmiş gibi, yaralamak isterler...
Ya bakma sakın
Ve saçlarıma dokunma.
Rüzgara sesin
Geceye kokun düşmesin.
Sen bu bahar bir başka düşe gir
daha sığ ırmakların olsun
ve açık mavi denizin
beni unuttuğun anılarına sar
ki başka sızılara bulanayım
-Cezmi Ersöz
Muhabbet kuşumuz öldü
Arkasında uçuşan tüyleriyle mavi bir sonbahar bırakarak
Biliyorsun ölüm, mavi boş bir kafestir kimi zaman
Acıyı hangi dile tercüme etsek şimdi yalan olur Pollyanna
-Didem Madak