Spoiler içerir.
Kitap, dürüst ve çalışkan bir hayat süren Râkım Efendi ile onun zıttı olan alafranga, Batı özentisi Felâtun Bey’i anlatıyor.
Ben kitabın akıcılığını sevdim, okuması kolay ve rahat ilerleyen bir anlatımı var.
Hayatı çalışarak dürüst bir şekilde kazanmanın, bunun uzun vadeli iyi getirilerinin ve ahlaklı bir yaşam sürülmesinin önemi verilen temel mesajlardandı.
Ama bazı noktalar beni düşündürdü. Râkım ve Felâtun’un temelde tamamen zıt olmadığını, benzer olduğunu; sadece farklı yansıttıklarını düşünüyorum.
Râkım Efendi’nin özellikle İngiliz kızlara “kardeşçe”yaklaştığını sürekli ama sürekli vurgulaması, buna rağmen satır arasında geçen bazı imalar ve Canan’la evliliği sonrası "dostu" Josephino’ya nur topu gibi evlat hediyesini anlamıyorum. Yazarımız "Tabi yer yer anlattıksa da Râkım'ı bir melek olsun diye anlatmadık" diye hatırlatsa da, onu en mükemmel konumuna yerleştiriyor.
Mesajlar net olsun diye siyah beyaz örnekler verilmiş olabilir. Felâtun’un sürekli yerilmesi ve Râkım’ın hep övülmesi, bana yönlendirici ve yargılayıcı bakışın varlığını hissettirdi.
Bu kitabı okumaya beni yönlendiren,daha önce okuduğum Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Şık romanında da bu eserden çok iz gördüm. Bu dönemin eserlerinde ortak bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.
Yazıldığı dönemin etkisini göz ardı etmek veya saygısızlık etmek istemem ama erkek ve kadın karakterlerin sürekli sınıflandırılma biçimi ve kullanılan yargılayıcı bazen şakacı da olsa kınayıcı dil bana zaman zaman rahatsız edici geliyor.
Bunlar dışında her iki yazarımızın da akıcı ve sürükleyici hikaye anlatımını seviyorum.
"Ah Harry, evimize varmamız için pek çok pislik ve saçmalık içinden bata çıka yürümemiz gerekiyor! Üstelik bize yol gösterecek kimsemiz de yok, tek kılavuzumuz yüreğimizdeki özlemdir."