Fakat odaya girenleri dehşet içinde bırakan ne bu miktar kan, ne de yorganın altında görünmeden kabaran bu iki vücuttu; onlar sedirin köşesinde diz çöküp oturan ve kendilerine sabit gözlerle bakan küçük bir çocuk görmüşlerdi.
Sabahattin Ali okurken kitabı bitirene kadar elinden bırakamayan bir ben miyim bilmiyorum ama bu eserde sonunna gelmeden bırakamadığım bir eserdi.
Yazım dili hem akıcı hem de yöre ağzıyla yazılan bu eserde Ege'ye gitmişsiniz gibi bir his etrafınızı sararken şimdi nerde o mertlikler denilen olaylaylarda yaşanmıyor değil.
Hikayemizde çok küçük yaşta yetim ve öksüz kalan Yusuf'un, dönemin kaymakamı tarafından evlat edinilmesiyle başlıyor. Öyle ki hem evden biri hem de değilmiş gibi büyüyen Yusuf mert bir delikanlı olur. Hikayenin en ince detayları bile düşünülmüş bu eserde açık aramak oldukça zor.
Sonu hüzünlü olan bu eserde Sabahattin Ali 'Aşkın yaşı yoktur?' mu demek istemiş yoksa 'Aşk sadece çocukluktur?' mu, işte orası muamma. Zira okuyanın düşüncesiyle de farklı bir düşünce çıkabiliyor. Her ne olursa olsun sevginin her yaşta hissedildiği ve hissettirildiği açıkça ortadaydı.
İşte bu soruların cevabı bu hikayede gizli. Sizce Aşk çocukluk mu yoksa aşkın yaşı olmaz mı?
Sabahattin AliKuyucaklı YusufSaudade