Türklerin nasıl İslam'la tanıştığı ve Müslüman olduğuyla ilgili çok fazla görüşten öne çıkan iki temel görüş var. Birincisi Türklerin kılıç zoruyla yani dönemin Müslüman Araplarıyla olan savaşı kaybedip Müslüman olduğuna dair. İkincisi ise bu görüşe karşı çıkıp Türklerin medeni ve ticari ilişkiler yoluyla Müslüman olduğunu savunuyor. İşte bu kitap Türklerin İslam'la tanışma ve Müslümanlaşma sürecini tarihi veriler ışığında ele alıyor.
Kitap, Türklerin İslam ile tanışma ve Müslümanlaşma süreci üzerine çok fazla araştırma ve eser olmadığı eleştirisiyle başlıyor. Bugüne kadar konuyla ilgili yazılmış olan önemli kitapların genel okuyucu için derlenerek ortaya çıkarıldığı belirtiliyor.
Lise yıllarında Türk tarihini ayrı İslam tarihini ayrı bir ünite olarak gördüğümüz için haliyle bu ikisi arasında bağ kuramıyoruz. Tufan Hoca güzel bir yol izlemiş ve bu iki tarihi eş zamanlı işlemiş. Yani bir yandan Orta Asya/Türkistan bölgesinde Türk devletlerinin birbirleri ve Çin gibi komşularıyla olan siyasi ve askeri ilişkilerini ele alırken diğer yandan da Hz. Muhammed'in(sav) dünyaya gelişi, peygamber oluşu, dört halife dönemi, Emeviler ve Abbasiler dönemi gibi İslam dünyasındaki olayları işlemiş.
Kitap her ne kadar Türklerin İslamlaşması üzerine yazılsa da tarihe iz bırakmış Türk devletlerinin daha önceki dini inançları üzerinde de durmuş. Mesela Bulgarların Hristiyan olması, Uygurların Maniheizm etkisi altında kalması gibi. Tabii ki Türklerin genel inanışı olan Gök Tanrı inanışına da yer vermiş. Kitabın en etkileyici kısımlarından biri Oğuzlar'ın dini inançlarını toplumsal ilişkilere çok fazla karıştırmaması ancak zora kaldıkları zaman "Bir Tanrı" diye dua etmeleriydi. Bununla birlikte Şamanizm'in Türklerin dini inançları arasında olmadığı da vurgulanmış.
Gelelim Türklerin nasıl
Kur'an ve KılıçTufan Gündüz · Yeditepe Yayınevi · 2018250 okunma
Görülüyor ki, bir türlü dillerden düşmeyen kılıç zoruyla Müslüman olmak iddiası, aslında büsbütün kurgudan ibarettir ve Türkler ile İslamlığı birbirine yakıştırmamaktan kaynaklanmaktadır. Hatta Türklükten uzaklaşma gibi garip iddialar ileri sürmektedirler. Hâlbuki Türklerin İslam ile müşerref olması onlara yeni bir dinamizm kazandırdı. Gazneli Mahmutlar, Alparslanlar, Süleyman Şah, Osman Gaziler, Nurettin Zengiler, Kılıç Arslanlar, Fatihler, Timurlar, Kanuniler sadece birer Türk hakanı olmakla kalmadılar. İslam'ın sesini en uzak diyarlara kadar taşıdılar. Hoca Ahmed Yeseviler, Sarı Saltuklar, Gül Babalar, Hacı Bektaş Veliler, Yunus Emreler ise din uğruna çilelerini doldurup bıkmadan usanmadan Allah kelamını anlattılar.
Yine Türkmenlerin kurduğu Osmanlı Devleti sayesinde Balkanlara ve Kafkaslara taştı. Balkanlarda Türklük etnik bir özellik olmaktan çıkıp Müslümanlıkla eş anlamlı olarak kullanılır oldu. Aynı şekilde Hindistan'da da İslamlık, dini buraya getiren Türklere nispetle Türklük ile eşit anıldı ve yeni Müslümanlara Turuşka denildi.