1071 yılında Bizans ile Selçuklular arasında cereyan eden Malazgirt Savaşı'nda Bizans ordusunda yer alan Peçenekler ve Uzlar, savaş esnasında rakiplerinin aslında soydaşları olduğunu fark edip onların safına geçtiler. Tarihin ilginç bir tesadüfüdür ki, bu tarihe kadar İslam ile hiç tanışmamış olan Peçenekler ve Uzlar, büyük bir savaşın ortasında kendileri gibi giyinen, kendileri gibi savaş naraları atan Müslüman kan akrabalarının safını seçip, âdeta savaşın seyrini değiştirdiler.
Aynı şekilde Oğuz Kağan da önce annesini, sonra eşini tek Allah'a inanmaya zorlamış ve ikna etmiştir. Daha sonraki süreç çatışma evresidir ki, Oğuz Kağan bizzat babasıyla, Satuk Buğra Han amcasıyla, Selçuk Subaşı da Oğuz yabgusu ile savaşmıştır. Bu üç örneğin birbirine benzer süreçleri yaşaması kültür değişmelerinde görülen karşılaşma, çatışma, ikna olma ve yeni anlayış adına başka bir çatışmaya girme durumlarından başka bir şey olmadığı ortadadır. Bu yönüyle Türklerin İslamlaşma süreci aslında en yüksek seviyede yaşanan kültür değişmesidir. Bu ciddi değişimin neredeyse yüz yıl süren çatışma evresi ve yine yüz yıl süren durağanlık dönemi olmuş, nihayet değişim süreci başlamıştır.
Kaşgarlı Mahmud, Türkmen adını Oğuzlara ve Karluklara tahsis etmiş, “Oğuzlar Türkmendirler. Bunlar yirmi iki bölüktür.” ve “Karluklar Türkmendirler.” açıklamalarına yer vermişti. Bununla birlikte bu meseleyi sadece İslamlaşma açısından izah etmek mümkün görünmemektedir. Çünkü aşağı yukarı aynı çağlarda İslamiyet'i benimseyen Bulgarlar ve Karahanlı toplulukları için Türkmen ifadesine yer verilmemiştir. Geriye sadece Türkmenlerin Maveraünnehr sahasında İslam'a giren ilk Türk zümresi olduğu, zamanla bütün Oğuzların adı hâlinde geldiği düşüncesi kalmaktadır.
Oğuzlardan Müslüman olanlara “Türkmen” denilmesi de yine Selçuklular zamanında olmuştur ve Türkmen adı zamanla tüm Oğuzların ortak adı hâline gelmiştir.