Insanın kendini iyi hissetmesi için tatsız duygulardan kaçınması gerekmez; ancak fırtınalı duyguların tüm olumlu ruh hallerinin yerini alacak kadar kontrolden çıkmaması gerekir Yoğun öfke ya da depresyon halleri yaşayanlar, bunları dengeleyen bir dizi eşit yoğunlukta neşeli ve mutlu anları oluyorsa, hâlâ kendilerini iyi hissedebilirler
"Ancak ne hissettiğini kelimelere dökebilirsen o senin olur." Bunun doğal sonucu, aleksitimiklerin çıkmazıdır. Hisleri ifade edememek, onları kendine mal edememek demektir.
Aleksitimiklerin durumu, ne hissettiğimizin kendiliğinden belli olduğu yolundaki sağduyusal kavramı yalanlıyor: Onların, ne hissettiklerine ilişkin en ufak bir fikirleri yoktur. Bir şey, ya da birisi onlara bir şey hissettirdiğinde, bunun üstesinden gelemez, ne pahasına olursa olsun kendilerini aşan, kaçınılması gereken bir şey olarak görürler. Bir şey hissedecek olurlarsa, sinemada ağlayan hastanın dediği gibi, bunu "berbat" bir sıkıntı yumağı olarak yaşarlar, ancak ne tür bir berbatlık olduğunu tam olarak ifade edemezler.
Salovey meslektaşı Gardner ile birlikte, duygusal zekânın ayrımtılı bir tanımını sunarak, bu yetenekleri beş ana başlık altında toplamıştır:
1. Özbilinç
2. Duyguları idare edebilmek
3. Kendini harekete geçirmek
4. Başkalarının duygularını anlamak
5. İlişkileri yürütebilmek
(sayfa 73-74 de detaylı anlatım mecvut)
Birçok bulgu gösteriyor ki, duygusal yetenek sahibi kendi duygularını tanıyan ve idare edebilen, başkalarının duygularını okuyup onlarla etkili bir şekilde başa çıkabilen kişiler, hayatın her alanında -gerek romantik, yakın ilişkilerde, gerekse kuruluş içi politik ilişkilerde başarıyı belirleyen sözsüz kuralları kavrama becerisinde- avantajlıdırlar.