youtube.com/@zimlicious
Okuduğum tüm kitaplar burada çıkmadığı için daha çok GoodReads'deyim. Olur da bana ulaşmak isterseniz blogumu ziyaret edebilirsiniz.
Katherine Rundell, Gökyüzü Çocukları kitabıyla gönlümü kazanan bir yazar. Sonrasında okuduğum Feo ve Kurt kitabı da yine bana benzer şeyler hissettirmişti ve yine “Rundell’in hayal gücü gerçekten ama gerçekten sınırsız!” dedirtmişti. Şimdi fark ettim ki Kâşif isimli bir kitabı daha varmış Türkçe’de ve kaçırmışım; onu da listeme ekliyorum ama Neden Çocuk Kitapları Okumalıyız? asıl bu hayran kaldığım hayal gücünün yazıya dökülüşünü görürüm diye merak ettiğim bir kitabıydı. Bu yoktu pek kitapta; daha çok çocuk kitaplarının genelde “küçük” görülmesine dair bir serzenişti diyelim. Haklı da bir serzeniş ne yazık ki. Çünkü çoğumuz çocuk kitapları ile büyümüş olsak da Rundell’in de dediği gibi zaman geçtikçe bunu unutuyor gibiyiz:
zimlicious.com/neden-cocuk-kit...
Bugün hâlâ pek çok alanda olduğu gibi edebiyat alanında da azınlıkların, ‘genel’den farklı olanın sesi pek duyulmuyor ne yazık ki. Eskiye göre, en azından benim hatırladığım eskiye göre bile seslerinin giderek artmasını görmek güzel ama her sesin duyulabildiği bir seviyeye ne zaman geliriz, gelebilir miyiz, onu bilemiyorum haliyle. Yazar, eylemci, öğretmen, mentor Sandra Cisneros da The House on Mango Street (Mango Caddesi’ndeki Ev) ile Chicago’da büyüyen, Meksikalı gençlerin sesi olmuş.
zimlicious.com/sandra-cisneros...
Ölmeden Önce Okunacak 1001 Kitap listesinde de yer alan Yengeç Dönencesi ve Oğlak Dönencesi uzun süredir rafımda bekliyor ama ben Henry Miller uykusuzluk ile Miller’a da tersten başlamış oldum. Pişman mıyım? Hayır! Bazı kitapların özellikle bazı zamanlarda karşıma çıktığına inanıyorum ve bence bu kitap da öyle yaptı. Durumlarımız birbirinden farklı olsa da bazı yerleri ve çoğu hissi tamamen aynıydı. Çoğu insan büyük, kalın kitaplardan korkar ama ben genellikle yüz sayfanın altında olanlardan korkarım. Henry Miller uykusuzluk ile bunun nedenini tekrar hatırlattı bana: biz pazar günü saf saf ‘okuyuvereyim’ dedim, her sayfada en az üç tokat yemiş olsam 53 sayfada 159 tokat yemiş oldum ve neredeyse her sayfanın en az yarısının altını çizdim. Bir yandan yalnız olmadığımı hissettirdi, bir yandan da daha bir depresyona sürükledi sanki beni…
“Belki de âşık olduğumu sanıyorum yalnızca. Belki de yalnızca açtım, yalnızlık çekiyordum; herhangi birinin oyuncak bir tabancayla vurabileceği bir hedeftim.”
Bunun gibi, “evet, işte buydu o his’” dediğim yerler işte altını çizdiklerim de. Konu aşk olunca işler o kadar değişebiliyor ki. Bin bir çeşidi var, hiçbiri birbirine benzemiyor, okurken ya da izlerken size aynı şeyleri hissettiremiyor ama bazen de işte farklı zamanlarda, farklı yerlerde, hayatımızın farklı dönemlerinde, farklı insanlar olarak aynı şeyi yaşamışız gibi geliyor. Ve bu da sanırım kitap okumayı sevmemin en büyük nedenlerinden biri. Henry Miller uykusuzluk ile bunu da yeniden hatırlatmış oldu bana.
zimlicious.com/henry-miller-uy...
UykusuzlukHenry Miller · Notos Kitap Yayınevi · 20162,971 okunma