"Bazen hüzünlü bir hevesle, günün birinde, bir parçası olmayacağım bir gelecekte bu sayfaları beğenenler çıkarsa, nihayet beni “anlayan” birine, içinde doğup sevilebileceğim gerçek bir aileye kavuşmuş olacağımı düşlerim. Ne var ki, doğmak şöyle dursun, o zaman çoktan ölmüş olacağım ben."
İnsanları ve Şeyleri anlamış hissetmiş bir dehanın yalnızlığı- anlaşılma arzusu...
Beni en çok etkileyen pasajlardan biriydi bu. Anlaşılmanın verdiği huzurla-tebessümle ilerledim. Zarif bir ruhla yazılmış bu kitabı okumak boyutlar arası seyahat gibiydi. İnsanı-beni bu kadar iyi anlamış birinin anlaşılmadan ölmesi eser boyunca beni huzursuz eden tek unsurdu.Pessoa'nın bu hüzünlü isteği bende haykırma isteği uyandırıyor ,'Keşke bilsen seni anlayan ne çok kişi var!' .Ama bir yanım da iyi ki anlaşılmamış yeterince diyor. Anlaşılsaydı eğer hayatıma alıp, hep değerli bir köşesinde saklamak istediğim bu kitaptan mahrum kalırdım; isabetli,hayranlık uyandıran tahlillerini anlayan olsaydı yazmak ihtiyacı bile duymazdı belki de .
Anlaşılmak ne kadar değerliyse bu kitap da o kadar değerli.Anlaşıldığınız kadar varsınız, varolmak istiyorsunuz, bu yüzden de başka insanlara ihtiyacınız var.Anlaşılmadığınızı gördükçe uzaklaşmak istiyorsunuz, hem de her şeyden.Ama ne kadar uzaklara giderseniz gidin içinizde biri daha olacak ve bunun da bir yöntem olmadığını anlayacaksınız. O biri de sizi tam anlayamıyor çünkü. Hayata dönün! Hissedin , hayal edin. Ne kadar çok yaşarsanız o kadar anlaşılacaksınız. Yaşadıkça pasajlarda repliklerde eşyalarda rüzgarda ve şeylerde var olduğunuzu göreceksiniz. Senfoni dalgalarında, bulutların hüznünde , minik bir taşın durgunluğunda, yaşlı bir ağacın kökünde, bir öyküde , bir çift yabancı gözde...
Varolmak zor değil , asıl zor olan var olduğunu hissettirmektir.Ama