Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hakikat budur ki, zâhir yüzü kıbleden döndürmek nasıl namazın yüzünü bâtıl eylerse, gönlün yüzünü de Kıble’den döndürmek ve onu başka düşüncelerle meşgul etmek, namazın ruhunun hakikatini, hatta ruhtan bile fazla olarak onun kendisini bâtıl eder. Çünkü zâhir; bâtının kabıdır, kılıfıdır; işe yarayan ise kabın içindedir. Ve kabın daha büyük kadri ve kıymeti yoktur.
Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şunları buyurmuştur: “Namaz ancak alçakgönüllülük ve tevâzudur. Çok kişiler vardır ki, namazdan nasibi zahmet ve yorulmaktan başka bir şey değildir.”
Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem), öğütte bulunduğu bir kişiye şöyle buyurmuştur: “Namazı bir kimseye veda etmek gibi kıl.” Peygamber efendimiz bu hadisi ile “Namazda kendi nefsini, kendi hevanı, kendi ömrünü terk eyle, onları bırak. Cenâb-ı Hak’tan başka her şeye veda et. Kendini bütün bütün namaza ver!” demek istemiştir.
Yine Allahu Teâlâ, namazı bilmemek gafleti hakkında şu âyeti bildirmiştir: “Tâ ki, okuduğunuzu bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.” (Nisa:43) Sarhoşun namaza yaklaşmamasının illetini gösteren bu âyet-i kerime, daima dünya düşünce ve vesvesesi ile namaz kılan kişiyi gaflet içinde saymaktadır. Gafil kişi kaç rekât namaz kıldığını bile bilmez.