Olan bitenin farkındaydım, arkadaşlarım etrafımdaydı, insanlar bana yardım etmek için çırpınıyorlardı. Ama umrumda bile değildi. Yemek yiyemiyordum, iğne ipliğe dönmüştüm. Vazgeçmiştim, herşeyden, herkesten, hepsinden... Kılımı kıpırdatamıyordum. Kıpırdatmak istemiyorum diye değil, kıpırdatamıyordum, çünkü artık içimde yaşama isteği yoktu.
Depresyon insanın aklının başında olmaması değil ki zaten. Aklının bitkin düşmesi, düşünecek gücü kendinde bulamaması, konuşacak takati olmaması, umut etmekten yorulması, iyimserlik denen o duyguyu tümüyle kaybetmesi.
Tüm yaşamını, dünyadan tamamen tecrit edilmiş bir şekilde orada geçirmişti; otuz yılı aşkın bir süre düşmanı beklemek için kendini her türlü zevkten mahrum kılmış, şimdiyse, tam düşman gelirken kovulmuştu.
Şehirde, generalle arasında geçen konuşma, tayini ve parlak bir kariyer yapması konusundaki umutlarını yıkmıştı ama Giovanni aynı zamanda da yaşamı boyunca kalenin duvarları arasında kalamayacağını fark ediyordu.