zeynep uysal

zeynep uysal
@zsiiravcisi
hayatın gücenişleri var gibi. denizin öfkesi tazeleniyor sanki bazı ikindilerde. halbuki halim selim bir genç gibi deniz. gözlerini kaçırıyor öfkesinden, kendini göğünden kaçıramıyor. maviliğe yaslanmak durumunda kalıyor, kelimelerle selamlaşıyor, satırları uzuyor, gürültüsü artıyor. saatler geçiyor, sanki içimizde boğuşuyor o gürültülü denizler. ve sonra bitiş gibi geliyor günün batışı. bütün kentlerin hüzünlerini alıyor ve geliyor akşam. kızıllığını bırakıyor güneş, giderken. izliyorum göğü, yeri, denizi. insanları ve çekinişlerini, çırpınışlarını, dert edinişlerini yahut edinmeyişlerini. yanlışlarına ve doğrularına, düşüşlerine ve kalkışlarına, gözyaşlarına ve tebessümlerine kenardan, köşeden; yakından yahut uzaktan şahit oluyorum. gölgelerde dinleniyorum, güneşte yanıyorum bazen. hayata bir yolculuk demek yaygın. ama nasıl bir yolculuk olduğu kişiye göre değişiyor zannımca. -a.zeynep uysal
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
sevgili dost, sana birkaç akşam önce bu diyarı terk etmemeni söylemiştim. ki ben bu vakti hakkıyla ölçmeye muktedir değilim, muhakkak seneler olmuştur. duydum , bulutlar grileşmiş göğünde, canın sıkkınmış, sen güvercinleri severdin,anlattılar bana. mevsimlerin değişmiş görmeyeli, gözlerin olur olmadık yerde doluyormuş, sözlerin yakıyormuş dilini. çiçekler toplardın önceden, incitmeden. bir çiçeğin dalını incitmek bile kâbustu senin için, bu kâbustan korkarak uyumazdın bile. neş’enle güneş gibi doğardın günlerimize. ne oldu baharına, sevincine senin? güvercinler dediler ki, cümlelerin altını çizmiyormuşsun artık. oysa kitapların başına mahlasını yazmadan başlamaz, yüreğine değen her cümleyi kurşun bir kalemle, yine incitmeden çizerdin. ne oldu hep iç cebinde taşıdığın kurşun kalemine, kırdılar mı onu? bu satırları sana bir kavak ağacının gölgesinden, yıldızlardan yapılma bir köşkün bahçesinden yazıyorum. çünkü biliyorum, sen yıldızları izlemeyi pek seversin. ve bu köşk sevgili dostum, bizim düşümüzdü. kim bilir; belki şimdi oturduğum yere, yıldızları izlemeye gelirsin. kalbin gölgelenir, sen gölgelenirsin, güvercinler saadetinin haberini getirirler bu defa ve seni bana, yıldızlı köşkümüze getirirler, yürekte biriz nasılsa. sevgili dost, kulaklarını tıkayarak âlemin gürültüsünden kaçıp saklandığın şiirlerde beni de duyuyor musun? -a.zeynep uysal
bekliyorum. çünkü biliyorum baharın geldiğini bilseydin gelirdin. belki şimdi oturduğum yere, iç cebinde birkaç şekerle, yüzünde dostça bir tebessümle gelirsin diye bekliyorum. belki lâle mevsimini kaçırmak istemezsin diye. belki de yanılgı, belki umut, belki de toprağın sinesi sıcaktır nisan’da gülhâne’den. -zeynep uysal.
“beni vurdun, diye söylendi. öfke yoktu sesinde, kızgınlık yoktu, şaşkınlık vardı sadece.”
cüret etmemiz gereken şey, hikmetle bilmektir. karşıya geçmek için derenin kurumasını bekleyen cahil adamın hatası, dereyi geçmek için başka bir yola başvurması gerektiği hikmetinden ve cesaretinden yoksun olmasıdır.
Sayfa 24