sevgili dost, sana birkaç akşam önce bu diyarı terk etmemeni söylemiştim. ki ben bu vakti hakkıyla ölçmeye muktedir değilim, muhakkak seneler olmuştur. duydum , bulutlar grileşmiş göğünde, canın sıkkınmış, sen güvercinleri severdin,anlattılar bana. mevsimlerin değişmiş görmeyeli, gözlerin olur olmadık yerde doluyormuş, sözlerin yakıyormuş dilini. çiçekler toplardın önceden, incitmeden. bir çiçeğin dalını incitmek bile kâbustu senin için, bu kâbustan korkarak uyumazdın bile. neş’enle güneş gibi doğardın günlerimize. ne oldu baharına, sevincine senin?
güvercinler dediler ki, cümlelerin altını çizmiyormuşsun artık. oysa kitapların başına mahlasını yazmadan başlamaz, yüreğine değen her cümleyi kurşun bir kalemle, yine incitmeden çizerdin. ne oldu hep iç cebinde taşıdığın kurşun kalemine, kırdılar mı onu?
bu satırları sana bir kavak ağacının gölgesinden, yıldızlardan yapılma bir köşkün bahçesinden yazıyorum. çünkü biliyorum, sen yıldızları izlemeyi pek seversin. ve bu köşk sevgili dostum, bizim düşümüzdü.
kim bilir; belki şimdi oturduğum yere, yıldızları izlemeye gelirsin. kalbin gölgelenir, sen gölgelenirsin, güvercinler saadetinin haberini getirirler bu defa ve seni bana, yıldızlı köşkümüze getirirler, yürekte biriz nasılsa.
sevgili dost, kulaklarını tıkayarak âlemin gürültüsünden kaçıp saklandığın şiirlerde beni de duyuyor musun?
-a.zeynep uysal