Zeliha İbrahim

10/10
·738 syf.··
2021 47. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 12 Ekim 2021 21:58
Tolstoy şöyle demiş “Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar. Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir...” Bu Murakami'nin hikâyelerine uyarlanacak olursa kaçan ya da başkasının kaçışını, kayboluşunu çözmeye çalışan kahramanlarımız vardır. Aramak deyince türünün polisiye olacağı aklımıza gelir, ama Murakami'nin romanları farklı türlerin bir karışımıdır. Gizemin varoluşu heyecanınızı sürekli zirvede tutar. Çeşitli konulara değinerek size bilgi kazandırır. Biçim ve ifade size estetik zevk ver ve son olarak bütün bu karmaşanın altında farklı sorunları incelemeye de fırsat bulur. Zemberek kuşunun güncesi Murakami'den okuduğum beşinci kitap ve üçüncü romandı. Sanırım aralarında en sevdiğim de bu oldu, ki elim yorum yapmaya kadar gitti. Roman bir telefon araması ile başlıyor ve bir soruyla: İnsanın bir başkasını on dakika içinde tanıması, anlaması mümkün müdür?Toru Okada ve eşi Kumiko'ların kedisi kaybolur. Kedinin peşinden de Kumiko'nun kendisi. Kaybolanları ararken, belki de kendimizi arıyoruz. Ararken - tanıyoruz. Soruya tekrar dönelim! Birisi on dakikada tanıyacağını iddia ederken, yıllarca beraber yaşadığınız insanı tanıyamadığınız ortaya çıkıyor. Sonra peşpeşe Murakami'nin doğa üstü kabiliyetlere sahip, ya da uçuk kaçık kahramanları da dahil olur hikâyeye. Daha "Kafka sahilde"de bir isim-karakter uyumu sezmiştim ki, Murakami bunu Zemberek kuşunda direkt dile getiriyor ve kurguladığı bütün karakterlerde uyguluyor - "Genelde bir insanın adının, onun ne olduğunu ifade ettiği söylenir ama ben, daha çok insanın eninde sonunda taşıdığı ada benzediğini düşünürüm." Bunu yapan bir diğer yazar da Dostoyevski'dir zaten. Hikâye ilerledikçe kuyu bölümü ile mağara alegorisi geliyor insanın aklına ki kitabın son sayfalarına doğru şu cümleler çıkıyor
Edebiyat
Zemberekkuşu'nun GüncesiHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20182,941 okunma