Hem 2021'e başlangıç, hem Ayfer Tunçla tanışma açısından harika bir eserle yeni yıla girmiş bulunuyorum. Sizlere kitabın karakterlerinin kimler olduğu yahut olayların nasıl geliştiği gibi klasik bilgiler vermenin ziyadesinde sadece iki önemli noktaya değinmek istiyorum ben şimdilik.
Onlardan birincisi kitabı nasıl okumanız gerektiği ki buna dair iki yol var. Aynı tarihlerde iki farklı karakter tarafından yazılan günlükleri gün gün sırayla okumak veya önce birinci karakterin sonra ikinci karakterin günlüklerini okumak. Ancak; okuması ve takip etmesi daha zor olsa da, yaşananların aktarımı arasındaki farklılıkları görmek açısından, ben iki günlüğü aynı anda okumanızı tavsiye ederim. Ben ilk yoldan gittim ama ikinci yol ile de okumayı düşüyorum. Kitabı diğer kitaplardan ayıran en önemli özelliği de buydu zaten. Eğer araştırmadan, sormadan okumaya başlamayı düşünürseniz benim gibi "tüh ya kitap da baskı hatası var" diye düşüncelere kapılma olasılığınız da bulunmakta.
Gelgelelim ikinci noktaya: kitabın konusuna aşkın, sevginin ve ailenin ne demek olduğunu göreceğimiz bu romanda iki karakterin de geçmişinden izleri, özlemleri, içinde kalan hevesleri de göreceğiz. Kitap da beni asıl etkileyenin iki baş karakterimiz değil de, Suzan olduğunu dile getireceğim. Aşkın ve sevginin en büyük kanıtı küldür kitapta diyor ve Suzan bir kucak dolusu kül ile kalan oluyor burada. Ve Suzan'ın sevdiği o küçük adamın şu sözü de kulağımıza bir noktada hem küpe oluyor hem yol gösteriyor diye düşünüyorum.
"Suzan beni kaldırabileceğimden çok daha fazla sevdi. Ezildim."
Şiddetle tavsiye edeceğim, benim için güzel bir yeni yıl başlangıcına sebebiyet veren değerli bir