Kendi cinsimi çok özel hissettim(sanırım) uzun süre sonra ilk defa. Ki bu pek seyrek gerçekleşir.
Şiirlerde genelde kadınların arkasından acı çeken mısralar yatar fakat ana konuları kadın değil aşktır. Bu kadındı işte. Yani kadındı dediğim, kadınların olduğu şiirlerde sadece kadın vardı, aşk, karamsarlık vs yoktu. Tecavüz kısımlarına, şiddet kısımlarına da az çok değinmişti. Kendi hayatından kesitleri yeri geldi düzyazı yeri geldi şiir olarak anlattı bize:) Ne yalan söyleyeyim Rupi Kaur’a çok önyargılı başladım. Çünkü süt ve bal kitabı hakkında okuduğum yorumlar, konusu, içindekiler falan bir tık uzaklaştırmıştı beni kitaptan ve dolayısıyla yazardan. Fakat bu kitabında hiç de öyle olmadı. Tam tersine okudum ve şu an daha mutluyum. Kendi benliğini bulan bir kadın. Bedenini keşfeden, kendisinden bir erkeğin yardımı olmadan zevk almayı bilen kadın. Onca zorluklara rağmen hem anne, hem melek, hem asil, dimdik duran kadın, kadınlığının hakaret değil de doğal bir organ olduğunun farkında olan kadın… Sen o kadınsın; özgürsün.. Bedenine sığınıyorsun. Orası senin gidebileceğin ilk ve son yer. Ona sığınmak zorundasın. Bedeninin içindeki ruhunu beslemek zorundasın, bedeninin dışındaki yüzünü gerçek gülüşlerle donatmalısın… Çünkü sen bu olmalısın.
Hatta sen zorluklara karşı asla pes etmeyen, kas gücünü umursamaksızın kendi psikolojisiyle güçlü duransın. Tek isteği YAŞAMAK olan, KONFORLU YAŞAMAK olan bir KADINSIN. Kendi benliğini arayıp bulma çabasında kimse ihtiyacı olmayansın. Kadınsın sen.
Kadınsın ama aynı zamanda şiddet gören kadın, tecavüz korkusuyla yaşayan, belki de tecavüz(aman diyeyim) edilmiş kadın, her seferinde eleştirilen kadınsın… Bir erkek tarafından hapsedilmiş kadınsın…
Açıklayıcı oldum mu bilmiyorum ama bu kitabın benim için yeni kıtalara yelken açtığını