On dört yaşımdayken odamda duvarlara bakar ve âşık olmanın nasıl bir şey olduğunu merak ederdim. Bu konuda tüm fikirlerim dinlediğim şarkılardan ya da izlediğim filmlerden edindiklerimdi. Ama yine de hayal ederdim. Sevgilisi olan biri olmak nasıl bir şey olurdu? Şefkati hayal ederdim, sonsuzluğu. Sonu olmayan bir sabrı. Kaçtığımda peşimden geldiğini. Acılarımı avuçlarında tuttuğunu. Beni umursayan, beni anlamaya çalışan biri olduğunu hayal ederdim.
Aşka inanabilsen, onun gereklerini yerine getirebilsen mükemmel olur. Yalnızca bir ahmak, katıksız bir aptal becerebilir bunu. Bir tek o özgürdür derinliklere inmeye ve göklerde fink atmaya. Masumiyeti, korumaya alır onu. Kendisi korunma isteğinde bulunmaz.
Belki de âşık olduğumu sanıyordum yalnızca. Belki de yalnızca açtım, yalnızlık çekiyordum; herhangi birinin oyuncak bir tabancayla vurabileceği bir hedeftim.
"Lütfen bana hangi yolu izlemem gerektiğini söyler misiniz?"
"Bu nereye gitmek istediğine göre değişir." dedi Kedi.
"'Aslında nereye gittiğim pek umurumda değil..." dedi Alice.
"O zaman hangi yolu izlersen izle, fark etmez." dedi Kedi.
"...bir yere varayım yeter." diye tamamladı Alice sözünü.
"Ah, bundan kuşkun olmasın, kesinlikle bir yere varırsın, tabii eğer yeteri kadar yürürsen."