Zeynep Ersöz

Zeynep Ersöz
@zynpersz
8/10
·724 syf.··
2022 11. kitabı
Etrafımızda dönen modern hayatın gürültüsü arasında kayboluruz bazen. Bizi kendimizden uzaklaştırır, kendi içimizdeki sesi duyamaz hale getirir. Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar"ı, bu kayboluşun, bu sesleri susturan hayatın izdüşümlerini işler. Turgut'un kendisiyle ve çevresiyle olan savaşı, modern hayatın insanlar üzerindeki etkisini açık bir şekilde yansıtır. Sorgulamaları, kaygıları, anlam arayışı... Hepimizin içinde yankılanan fısıltılar bunlar. Kendimizi bulmaya, varoluşsal bir amaç aramaya çalışırken, kaybolmanın korkusu içindeyiz. Kitapta yer alan diğer karakterler de aynı sorunlarla boğuşur. Selim'in kendini ifade edememe çabaları, Olric'in Turgut'un iç sesi olarak yansıması, Süleyman Kargı'nın yapay dünyası... Hepsi modern hayatın getirdiği baskılarla mücadele eden karakterlerdir. Oğuz Atay'ın dilinde, bu tarz bir yaşamın gürültüsüne karşı yükselen bir sükunet vardır. İnsanın iç dünyasını anlatırken, dünya dağılır ve yeniden bir araya gelir. Kitapta yer alan bazı imgeler, doğanın saflığını yansıtır ve modern hayatın yozlaşmışlığına karşı bir başkaldırıdır. Bir kelebeğin kanat çırpışı gibi hafif, bir martının çığlığı gibi yalın, bir çiçeğin solması gibi acıklı semboller, doğanın özündeki yalınlığı, karakterlerin iç dünyalarındaki karmaşıklığı yansıtır. Belki de bizler yaşadığımız dünyanın insanları boğan gürültüsünde kaybolmuşuzdur. Doğayla yeniden bağ kurmak, kaybolan benliğimizi yeniden bulmak için gereklidir belki de."Tutunamayanlar", modern hayatın baskısı altında ezilen insanların sesi olur. Kendimizi bulmak ve anlamak için yapmamız gereken şeyleri anlatır. Bilemiyorum; kaybolduğumuzu anlamak, kendimizi aramamız için bir fırsat mı? Bence Selim de kendini keşfetmek için yarattı bu karakterleri. Turgut Özben, Selim’in ta kendisiydi ve tutunanlardan
Oğuz Atay
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
6/10
·87 syf.··
2022 17. kitabı
Hayata suyla başladık fakat ona ayak uyduramadık. Su bize uydu. İnsanoğlu her şeyi kirlettiği gibi suyu da kirletti. Bu yüksek beton yığınlarının arasında kalmaktan onlar gibi olduk. Böyle de gidiyoruz dünyadan. Şehre geldiğimizden beri kaybediyoruz hem de farkında bile olmadan. Cevher Bican’ın geldiği yerde bizim bu kirli dünyamızdan izler yoktu. Orada sular – olması gerektiği gibi- yokuşa akmıyor, kendi doğal seyrine göre ilerliyordu. Şehre ilk ayak bastıklarında bizim bu halimizi hayretle karşılıyorlar ama onlarda bu kirli yaşama ayak uyduruyorlar. Bican; oy, sendika, grev gibi kavramlardan bihaberdi. Çünkü orada insanların buna ihtiyacı yoktu. Burada hakları için mücadele etmek zorunda kaldılar.Belki de Bican şehre gelmemiş olsaydı bu yolda canından olmayacaktı. Zülküf Ağa da canını feda etti ama onun bir farkı vardı. O, boynundaki hamaylı için kendini feda etti.Yani inandığı ve sahip olduğu değerlerden biri için. Peki biz neden kaybettik? Benliğimizi oluşturan bunca değer, inanç, gelenek nereye gitti? Bu karakterlerin temsil ettikleri bize oldukça uzak bir hal aldı. Şimdilerde gündelik hayatın telaşesini bahane ederek her şeyi erteler olmuşken bu yitirdiklerimize şaşırmamak gerek öyle değil mi? Özellikle de para kazanma amacı güderek, ona giden yolu tercih etmemize. Şu sıralar bizi seven, büyüten insanlara dahi zaman ayırmıyoruz. Bu nedenle dört duvar arasında tek başımıza yaşıyor, olabildiğince herkesten uzaklaşıyoruz. Özellikle de doğadan. Sahi, elimizde düzgün bir doğa bıraktık mı gerçekten? Kuşların cıvıltısının, yaprakların hışırtısının hatta ağacın bile olmadığı bu şehirde doğa değimiz buram buram tuğla kokan yapılar olsa gerek. Esas doğa oradaki gibi neşeli, cıvıl cıvıl, huzurlu olmalı. Çünkü doğa böyle olduğunda güzel. Özetle önümüzde bir yol
Edebiyat
Yokuşa Akan SularMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 19985,1bin okunma
Puan vermedi
Ahmet Ümit'in 2010 yılında kaleme aldığı polisiye bir roman. Gerçi polisiye diyerek sınırlandırmak ne kadar doğru bilmiyorum. Çünkü kitap zengin polisiye kurgunun yanında okuyucuya tarih ve insanlık bilinci de kazandırıyor. Başrol İstanbul'u mahvedişimiz, yağmalayışımıza çokça değinilmiş. Ahmet Ümit'in diğer romanlarından da alışık olduğumuz Başkomiser Nevzat karakteri karşılıyor bizi. Onun hayatında iki ayrı perspektif görüyoruz. Bu da eseri sürükleyici kılan etkenlerden bir tanesi.      "Hepimizin bir tek ortak özelliği vardı:İnsan olmak. Farklı inançlara, farklı etnik kökenlere, farklı cinsiyetlere, farklı dünya görüşlerine sahip olsak da hepimiz insandık. Bir başka ortak yönümüz ise İstanbul'du. Hepimiz bu şehirde yaşıyorduk. Camimiz, cemevimiz, kilisemiz, sinagoğumuz bu şehirdeydi. İnsan olmak ve İstanbul'da yaşamak, işte bizi birleştirecek iki önemli zemin." Yukarıdaki paragraf hem İstanbul'u nasıl kirlettiğimizi hem de insanların birbirine sonradan düşman oluşunu vurguluyor. Benim de en sevdiğim bölümlerden bir tanesi. Çünkü günümüzde hepimiz tabularımızla, önyargılarımızla bakıyoruz insanlara. Kurbanların da ortak özelliği şehrin doğal güzelliğine zarar veren ya da vermek isteyen insanlar olması. Bir başka dikkatimi çeken noktaya gelecek olursam kitapta bahsedilen bütün imparatorların bir şekilde elini kana bulamış olması. Yani her insanın içinde var olan kötülük ya da iyilik için yapılmış kötülük. Özellikle de iyilik için yapılmış kötülük... İşlenen bütün cinayetler bir anlamda İstanbul için işlendi. "Şehirleri insanlar yapar, tarihi de..." Belki de bu denli mahvetmeseydik bu şehri tarihimizden de bu kadar kopmazdık.   "Hayat, henüz örseleyememiş duygularını. Hayat, henüz masumiyete değer veriyor o sıralar. Hayat, bozmaktan korktuğu için dokunmaya
İstanbul HatırasıAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201943bin okunma
Puan vermedi·198 syf.··
2022 2. kitabı
Refik Halid Karay,önce “İstanbul’un İç Yüzü” olarak adlandırdığı bu romanda İstanbul’un içinde yaşayan bir azınlığın iç yüzünü anlatıyor. Bu nedenle de eserin adı 1939 yılında“İstanbul’un Bir Yüzü” olarak değiştirilmiş. Yani eser halkın tümünden bahsetmiyor. Savaş zenginleri, kara borsacılar, vurguncular,türediler, İttihat ve Terakki adamları gibi konuları ele alıyor.   Yazar, meşrutiyet öncesi ve sonrasında hem insanların hem de İstanbul’un değişimini çeşitli insan portreleri çizerek İsmet’in ağzından aktarmış. Kitabın anlatıcısı ve gözlemcisi olan İsmet, “bir harp zengini”ni yani Kaniyi tanıtarak başlıyor. Bir Harp Zengini   “Bu kim, diyordum,gözüm ısırıyor... Nihayet tanıdım;İdris Hoca’nın oğlu Kani, bizim Kani, benim Kani... Ne kadar değişmiş yarabbi! Vakarlı,gösterişli bir adam büyük ve mühim bir adam olmuş; o ürkek tavırlı kalem efendiliği üzerinden tamamen gitmiş...”   Kani sonradan görme bir harp zenginidir. İsmet yukarıdaki cümlelerinde Kani’nin sonradan görme olduğunu vurguluyor. Daha doğrusu değişimini. Kani’nin karısı Şayan’ın da hayatının değişimini görüyoruz. “Şayan şimdi elmaslar,inciler içinde yüzüyormuş, kocası “asıl sağlam para bunlar...” diyerek eline geçen elması eve taşıyor içi kasalı aynalı dolaba kutu kutu istif ediyormuş Vapurda kadınların konuştuğu bu diyolog bir nevi toplumun harp zenginleri hakkındaki yaklaşımlarını açıklıyor Şişli’deki evde Kani ve İsmet konuşurken geçen ifadeler de kadın-erkek ilişkilerinin özeti gibi. Eski Devirdekiler     Bu bölümde yine İsmet’in ağzından eski devir yani Abdülhamit zamanı anlatılmış. Aynı zamanda o devre duyulan özlem de ifade edilmiş. “Az sene içinde İstanbul ne kadar başkalaşmış, yaşayışımızla ne koca bir inkılap olmuştu. O, büsbütün, garip fakat -doğrusu- hoş bir alemdi. Türedilik içinde bir
Edebiyat
İstanbul'un Bir YüzüRefik Halid Karay · İnkılap Kitabevi · 2011302 okunma