Okul zamanı sınav aralarında bile kitap okumaya vakit yaratırken, okul bitince 24 saat boşum ama kitap kapağı açasım yok. Resmen part time okura terfi ettim.
İşte beni reading slumptan çıkaran o müthiş kitap!!!
Kitap aslında çok kalın değil ama bıraktığı etki epey yoğun. Bulgakov’un gerçekten doktorluk yapmış biri olması zaten satırlardan belli oluyor. Öyle süslü cümlelerle değil, yaşanmışlıkla, tereddütle, bazen korkuyla yazılmış bir kitap bence. Daha ilk sayfalardan itibaren insan kendimi o uzak Rus kasabasında, karlar altında, genç bir doktorun gözlerinin içinde buldum.
Karakterin yaşadığı yalnızlık, korku, çaresizlik bunlar çok gerçek işlenmiş. Özellikle ilk ameliyat sahnesi (ki okuyunca gerçekten içim daraldı) bir doktorun mesleki özgüvenini ne kadar zor kazandığını anlatıyor. Herkes doktorları çok şey biliyor sanıyor ama aslında o “ilk” yaşantılar bambaşka. Kitap bu yanılgıyı çok güzel kırıyor. Beni en çok etkileyen şeylerden biri, genç doktorumuzun giderek mesleğe değil, kendine yabancılaşmasıydı. Sürekli doğru şeyi yapmaya çalışıyor ama ya bilgisizliği, ya şartların zorluğu, ya da kendine duyduğu güvensizlik engel oluyor. Bir yandan yardım etmeye çalışıyor ama diğer yandan sistemin acımasızlığıyla da boğuşuyor. Bu ikilem çok iyi verilmiş. Kitabın dili sade ama etkileyici. Yer yer kara mizah kullanılmış, bazen gülümsetiyor, bazen de boğazına bir şey düğümleniyor insanın. Özellikle morfin bağımlılığıyla ilgili bölümler insanı bi' tık sarsıyor bence. Ne kadar iyi niyetli biri olursa olsun, sistemin, yalnızlığın ve yükün altında nasıl kırılabildiğini görmek benim için üzücüydü. Bence tıpla ilgisi olmayan biri bile bu kitabı okumalı. Çünkü sadece bir doktorun mesleki anıları değil, insan olmanın, sorumluluk almanın, acı çekmenin anlatıldığı bir kitap.