Bugün hayatımın son günü ve bunu biliyorum. Son saatler, son yemek, bu hapishanenin küflü duvarlarına o son bakış, o yaşlı gardiyanı son görüş... Ama hiç bişeyin de bi anlami yok çünkü bugün öleceğim. Saat üçte beni o meydanda herkesin alkışladı yuhalamaları altında asacaklar. Çocuklar gülecek, yetişkinler alkışlayacak , papaz öylece bakacak ve içinden benim için tanrıya dua edecek... Son saatler ve geçmek bilmiyo...
Kızımı hatırlıyorum. Dün onu son görüşümdü. Dün babanı son görüşündü kızım bi daha onu göremeyeceksin. Baban kürek cezasına çarptırıldı. Ama lütfen babanın kötü biri olduğunu düşünme olur mu o hep senin iyiliğini istedi çünkü. O senden başka hiç bişey düşünmedi çünkü. Aynı zamanda dün; babanın; senin siyah saçlarını, büyük gözlerini, tombis ve al yanaklarını son görüşüydü. Dün baban hiç yemek yemedi biliyo musun seni düşündü hep. Bu yaşa kadar büyüttüğü kızının nasıl babasız yaşayacağını, babasını özleyip özlemeyeceğini, baban için kötü şeyler düşünüp düşünmeyeceğini...
Saat üçe geliyo ve bu benim son günüm. Ve bunu biliyorum. Gözlerim kararıyor, duvarlar üstüme üstüme geliyor. Tanrım hayat defterim böyle mi kapanacaktı, bu muydu kaderimde yazan? Benim kızım babasız mı kalacaktı? Kızımın okul arkadaşları babasının idam edilmesini mi izleyecekti? Tanrım senin iyi olduğun söyleniyor ama değilsin, ya da benden nefret ediyorsun ben bunları hak etmiyorum..
Saat üçe geliyo ve bugün benim son günüm. Ve bunu biliyorum. Odaya gardiyanlar girip duruyo nasıl olduğumu soruyor. Nasıl iyi olayım ki? Onlara yalvarıyorum, lütfen papazı çağırın lütfen! Saat üçte bana neler olacak? Tanrınin karşısına çıkınca ne diyeceğim ve idam edilirken ne yapmam gerek? Tanrı beni seviyo mu , neden buna izin veriyo...
Saat üçe geliyo ve bugün benim son günüm. Gözlerimi kapatıyorum.