Tek Adam - Cilt 3 Mustafa Kemal / 1922-1938

9,1/10  (11 Oy) · 
36 okunma  · 
9 beğeni  · 
589 gösterim
Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam`da, değişen bir dünyada çöken bir dinsel - geleneksel imparatorluktan ve Sevr`i imzalanmış olan bir kalıntıdan, yepyeni bir ulusun, yepyeni bir devletin doğuşunu anlatıyor. Tek Adam, sadece Türk Devrimi`ni değil, aynı zamanında, Mustafa Kemal Atatürk`ün kişiliğinde, bir devrimciyi de çok iyi çözümleyen veokuyucuya aktaran bir başyapıt...

EMRE KONGAR
Gamze Züleyha Üredi 
02 Eki 09:08, Kitabı okudu, 13 günde, Beğendi, 10/10 puan

Nihayetinde, Şevket Süreyya Aydemir'in diğer bütün kitaplarını okuma kararı aldığım, serinin bitişiyle, son sayfalarıyla insanı parçalayan son kitabıdır. Ve elbette en iyisi. Yazar, katlanarak artan birikimi ve ukalalıkla alakası olmayan üslubuyla mükemmel bir eser ortaya çıkarmış. Ne yazık ki araya giren boşluklarla uzatarak okumak zorunda kaldığım bir kitaptı fakat günde belki yalnızca beş sayfa okuduğum zamanlarda bile son derece doyurucu oldu.

Bu kitabı, on yedinci sayfasında geçen "tul-i emel" (Uzun vadeli, geleceğe ait yüksek emeller, ihtiraslar.) deyimi ile özetleyebiliriz. Beş yüz otuz beş sayfanın büyük çoğunluğunda, Atatürk'ün, kendi "tul-i emel"lerini gerçekleştirişine, bu arada çıkan birtakım problemlere tanık oluyoruz. Zaaflarının "kaplan gibi" (Sayfa dört yüz altmış: "...Kaplana gem vurulmaz.") oluşuyla karışıp ortaya çıkan muhteşem karakterle tanıştıkça onu daha çok anlayacak ve istemsizce daha çok seveceksiniz. Lise seviyesi İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersinin ders kitabının Tek Adam olması yönündeki iddiama hala devam ediyorum bu arada.

Serbest Fırka bahsine özellikle dikkat etmenizi tavsiye ederim. Ve hüzünlü sona hazırlıklı olmanıza.

Dikkatli okumalar.

Meşrebi Kalender 
 24 Tem 2015, Kitabı okudu, 8/10 puan

Demokrat Parti 1951 yılında ,yani iktidara geldikten hemen bir yıl sonra, Atatürk’ü koruma kanununu çıkardı. Bu kanunu çıkarmasında, hissettiği yoğun Atatürk sevgisinden daha çok, bot bağlamaya meraklı “netekim” paşaların sahaya inmesine karşı duyduğu korku ön plana çıkıyordu.

Yasa o kadar yoruma açık ki eleştirmeye kalktığınız anda, içinde temiz iç çamaşırı ve sigara olan küçük çantanızda yakınlarınızda olmalı. Ne kadar anti demokratik di mi? Birini eleştirme özgürlüğünüz elinizden alınmış…

Dur hemen gaza gelme fani, önce silkelenen ve kendine sor sen ne kadar demokratiksin ki “anti” sinden bahsediyoruz???
Eğer bu özgürlüğü elde edersen mahalle kahvelerinde yaptığın gibi ( fırsatını buldun ya ) ana avrat sövecek misin yoksa objektif bir şekilde eleştirecek misin)

Ben söyleyeyim, ne kadar okumuş olsan da, damarlarındaki asil kanda buram buram arabesklik mevcut olduğundan…Bir derdim var bin dermana değişmem türküsü yerine, bu gece ölürüm beni kimse tutamaz şarkısı, daha çok hoşuna gittiğinden…Genç Cumhuriyetin öksüz ve yetim bir şekilde doğumundan beri ,Batı’nın doğusunda Doğu’nun batısında yer almasından ( İllaki gözünde canlandırmak da ısrarcıysan İsmail YK nın ülke halini tahayyül edebilirsin)… Favori renginin ya siyah ya beyaz olduğundan ( coşma Çarşı konu başka…) griye hiç yüz vermediğinden; yatağa düşmüş babana saldırır gibi saldıracaksın. Zamanında sevmekten çok, babanın kodu mu oturtma korkusundan dolayı ortaya çıkan o samimiyetsiz saygıdan hemen kurtulacak, önce sinsi sinsi laf sokacak sonrada abartıkça abartacaksın,( yağı buldun ya Arap gibi…) kendini mazlum görüp yaptığı zulmü hak gören tüm önceki ve sonrakiler gibi…

Çok mu üstüne geldim ? Tüm suç sende mi ? Estapitipiti…. Başını bu kitabın yazarı Şevket Süreyya’nın çektiği Kadro hareketi ve türevleri gibi kaş yapayım derken göz çıkaranların bir süperman yaratma tutkuları yüzünden hak ettiği şekilde sevemedik Ata’mızı.

1923 sonrası yapılan tüm hatalara rağmen 1919-1923 arasında yaşananları okudukça sadece Mustafa Kemal ( Atatürk yerine Mustafa Kemal dediğinde hakaret etmiş oluyorsun. Daha da kötüsü Ata’ma hakaret etmek isteyen de bu şekilde ismini söylediğinde hakaret ettiğini sanıyor. Nasıl bir ülke bu ya….) değil tüm kurtuluş savaşının önderlerinin yaptıkları hataları hoş görmek zorundayız.

Keşke kendimizi daha iyi yetiştirebilseydik de, karşısına dikilip “Allah razı olsun bizi kurtardın da bu istiklal mahkemeleri zulmü nedir, Terakki Perver olayının gerçek yüzünü bir açıklar mısın, ya her şeyi anladım da, seni tutuklamayıp aslında zaferin gizli kahramanı olan, Karabekir’ e yapılanları nasıl reva gördün’ diye sorabilseydik. Olmuyor cancağızım bir şeyler eksik bizde….

Her ne kadar mürekkep yerine kitabı yağ ile bal ile yazmış olsa da Atatürk’ün hayatını derli toplu şekilde anlatan bence tek eser. Cebren okutunuz efenim….

seher 
21 Nis 2015, Kitabı okudu, 8/10 puan

Tek Adam’ın üçünçü cildinde ise, Atatürk 'ün 1922 den 10.Kasım1938 yılındaki ölümüne kadarki dönemi içermektedir.Süreyya aydemir sadece biyografi olarak değil aynı zamanda incelemeleri ve gözlemlemelerinede kitapta yer vermiştir

Kitaptan 25 Alıntı

Gamze Züleyha Üredi 
26 Eyl 12:36, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

Kürtlerle meskun Doğu vilayetleri Osmanlılara, Yavuz Sultan Selim zamanında ve Diyarbakır kalesi muhasarası müstesna olmak üzere, mücadelesiz geçti. O güne kadar o bölgeler İranlıların kontrolündeydi. Doğu, tam bir derebeylik nizamı ile idare olunuyordu. Osmanlılar da aynı nizamı muhafaza ettiler. Diğer bölgelerde uygulanan Zeamet, Timar, Has kanunları oralarda uygulanmadı. Memleket, 14'ü azli mümkün olmayan bölge hükümdarları, 28'i azledilebilen Kürt derebeyleri eline bırakıldı. Bunların hepsi mahalli beyler ve şeyhlerdi. Bunlar da kendi toprakları içinde, kendilerine bağlı diğer ağa, bey ve şeyhleri kullanıyordu. Fakat beyler ve reislerle aileler arasında mücadele hiçbir zaman durmadı. (Şerefhan, Şerefname'sinde bunların baş döndürücü hikayelerini sıralar.)

İstanbul tarafından idareye biraz nizam verilmek istenince de, derhal mahalli isyanlar başladı. Bunların çok öncelere kadar varan hikayeleri vardır. Burada XIX. yüzyıl başından beri meydana gelen en önemli ayaklanmalardan bazılarını verelim:

1806 Babanzade Abdurrahman Paşa isyanı,
1813 Abbas Mirza isyanı,
1828-29 Muşlu Emin Paşa isyanı (Osmanlı-Rus Harbi),
1832 Mir Mahmut isyanı (Mısırlıların Anadolu'ya saldırısı sırasında),
1842 Bedirhan Bey isyanı,
1855 Yezden Şir isyanı,
1880 Mahrili Şeyh Abdullah isyanı vs.

Tek Adam - Cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 207 - 208)Tek Adam - Cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 207 - 208)
Gamze Züleyha Üredi 
01 Eki 08:49, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

...Atatürk'ün doktrinler karşısında tutumu, çağdaş rejim kurucularının, rejim önderlerinin davranışlarından ayrıdır. Çünkü onun çağında, hemen bütün Avrupa'ya doktrin veya doktrinleşme çabaları hakimdi: Rusya'da İhtilalci Sosyalizm (Komünizm), İtalya'da Faşizm, Almanya'da Nazizm, (...) Bunların hepsinin temelinde Doktrincilik örgüleri yatıyordu. Halbuki Türk inkılabında böyle çabalar, bazı özlemlere rağmen etkili değerler halinde güçlenemediler. Hulasa öyle görünüyor ki biz, Türkiye'de bir inkılap gerçeğiyle karşı karşıyayız ama, bir inkılap nazariyesi ve felsefesi ile karşı karşıya değiliz. (...) Bu gerçek, bizzat Mustafa Kemal'in şu sözlerinde de kendi ifadesini bulmuş olsa gerektir:

"Biz, bize benzememekle ve benzetmemekle iftihar ederiz. Çünkü biz, bize benzeriz."

Tek Adam - Cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 434)Tek Adam - Cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 434)
Gamze Züleyha Üredi 
26 Eyl 12:21, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

...Her devletin ülkesinde azınlıklar vardır. Bizde de, azınlıklar yaşarlar. Kürtler, bunlar arasında, en kalabalık kütleyi teşkil eder. Ve sayıları, her sayım sonunda, devletin istatistik yıllıklarında açıklanır.

Kürtlerin anayurdu ve Kürt deyiminin gerçek manası üstünde görüş birliği ve kesin bilgi yoktur. Gerçi Lord Curzon'un genelkurmaya bastırılan bir eserinde ve Şükrü Mehmet'in La Question Kurde kitabında da Kürtlerin Turani olduğu yazılır. Ancak Kürtlerin, vaktiyle İran yaylasında, mesela Zağros Dağları'nın kuzeyinde yaşayan, oradan daha batıya ve bu arada Doğu Anadolu yaylalarına göçen, aslında ari bir kavim olduğu hakkında görüş birliği daha kuvvetlidir. Antropolojik görüş de bunu doğrulamaktadır. Fakat bu göç tarihi kesin olarak belli değildir. Kürtlerin tek tarihçisi olan Bitlis hakimi Şeref Han, bu göçü İran kaynaklarına bağlayarak İran hükümdarı 'Dahakk-i Zalim' zamanına rastlatır. Ama, tarihçiler nezdinde Dahakk'ın varlığı bile karanlık ve şüphelidir. Kürtler hakkında eser yazan ve eseri Berlin Şark Akademisi tarafından yayınlanan, sonra da 1918'de Aşiretler ve Muhacirler Umum Müdürlüğü tarafından dilimize çevrilen Dr. Fritz eserinde, Kürtlerin kaynaklarına ait bütün tahminleri toplar. Fakat bunların hiçbiri, rivayet ve yaklaştırma sınırını geçmez.

Ama, çeşitli kanlarla karışmış olmak, çeşitli kolları ayrılmak, hiçbir zaman bir kavim ve millet birliği teşkil etmemek, hiçbir zaman güçlü, devamlı bir devlet kurmamış olmak ve çeşitli dil ailelerinden derlenip çeşitli kollara ayrılan bir diller grubunu benimsemek Kürtlerin tarihi bir gerçeğidir. Kürtler birbiriyle sınır birliği olan başlıca üç ülkede toplanırlar: Türkiye, Irak, İran. Kürtler bu sahalara, görünüşe göre Asurlular zamanında yayılmış olsalar gerektir. Fakat o zamanki adları neydi? Bu tam belli değildir. Çünkü Kürt adı, daha ziyade VIII-IX. yüzyıllarda ve Abbasiler devrinde yayılmıştır. Bu kelime de, reis manasına mı gelirdi ve oradan mı kavim manasını aldı, yoksa başka bir manaya mı gelirdi, bilinmez.

Asurlular zamanında yüksek yaylada Urartu-Lahordu adında, Turani asıllı bir hükümetin varlığı bilinir. Ama bu bölgede yaşayan halklar arasında, bugünkü Kürtlerin de yaşadığına dair tam belirti yoktur. Ancak Urartu ile Asur memleketi arasında ve o zamandan itibaren Kürtlerin yayılmaya başlamaları mümkündür.

Eski Yunanlılardan Ksenofon, Anabasis, yahut 10.000'lerin Ricati isimli meşhur eserinde, Mezopotamya kuzeyi ile yüksek yayladaki Ermenistan arasında kalan ve bugün Kürtlerin yoğunluk alanını teşkil eden yerlerden geçerken bu dağlık bölgede Karduklarla olan savaşlarından bahseder. Bu Karduk kelimesini, Gordi olarak çeviren ve bundan Kürt kelimesini çıkaran yazarlar vardır. Karduklar, belki de Kürtlerdi.

Tek Adam - Cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 202 - 204)Tek Adam - Cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 202 - 204)
Gamze Züleyha Üredi 
 26 Eyl 11:39, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

...Dr. Fritz'in "Kürtler" iserinde, Prof. Veber'den nakledilen şu cümle çok ilgi çekicidir: "Kürt dili, bir dil karışımı değildir. Belki bir kelime karışımıdır. Anlaşıldığına göre Kürt dili, tam bir millet dili olmaktan ziyade, şekli kaybolmuş, istilaların ve göçlerin etkisi altında ve zaman içinde oluşmuş, fakat bu oluşumda da bir etimolojik birlik sağlayamamış, daha çok arı Fars kaidelerine yatkın bir dil karışımı olsa gerektir. Ama o kadar yetersiz şekilleşmiştir ki, Dr. Fritz'e göre, fiiller ve tasrifler bile teşekkül edememiştir. Ona göre Kürtçede fiiller, daha çok isim sayılabilir. Hatta bu dil karışıklığının, aslı hangi dilde ise, onunla olan bağları da kaybolmuştur. Mesela gene ona göre, Kürt kabileleri arasında müşterek olan kelimeler de değildir. Türk, Arap, yeni Fars gibi, Kürtlerin daha vatanı sayılan İran yaylasına veya yukarı Asur ovalarına ait kelimeler olmayıp Türk, Arap, yeni Fars gibi, Kürtlerin daha sonra yerleştikleri bölgelerden veya karıştıkları milletlerden derlenmiş yabancı kelimelerdir. Dr. Fritz'in, Birinci Dünya Harbi'nden önce, Petersburg Akademisi tarafından yayınlanan 'Kürtçe-Farsça-Almanca' lügatten naklettiğine göre, bu lügatte derlenen 8307 kelimeden, 3080'i aslen Türkçe ve eski Türkmen, 2000'i yeni Arapça, 1030'u yeni Farsça, 1240'ı Zend (eski Farsça), 370'i Pehlevi, 220'si ermeni, 108'i Keldani ve ancak 30'u asıl ve eski Kürtçedir.

Tek Adam - Cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 202 - 204)Tek Adam - Cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 202 - 204)
Gamze Züleyha Üredi 
30 Eyl 09:52, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

Halkın en düşündürücü hali, onun susuşudur. Eğer halk susuyorsa, homurdanıyor demektir.

Tek Adam - Cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 361)Tek Adam - Cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 361)
Gamze Züleyha Üredi 
30 Eyl 09:41, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

1930'dan önce, Türk ziraatı bahsinde kayda değer bir olay, 1927-1930 arasında bir Sovyet uzmanlar heyetinin, Türkiye'nin zirai şartları ve maddeleri üzerinde giriştikleri ve dört yıl kadar süren bilimsel bir araştırma ve inceleme faaliyeti oldu. Daha sonra, Türkiye'den alınan ve tohum ve materyalin, 50 kadar Sovyet araştırma istasyonundaki tecrübe ve inceleme neticelerini de toplayan bu incelemelerin sonucu "Zirai Türkiye" ismi altında ve büyük bir cilt halinde yayınlandı. 1000 sayfa kadar tutan ve Rusça tam metinden başka bir Fransızca özeti de ihtiva eden bu eser, Türk ziraatının şartları, imkanları ve maddeleri üzerinde milletlerarası yankılar uyandırdı. Türk uzmanları arasında ilgi çekmeyen bu eseri, daha yukarıdan aldıkları emirle hareket ettiklerini söyleyen o zamanki Ziraat Vekili Muhsin Erkmen ve Yüksek Ziraat Enstitüsü Müdürü Bay Falke'nin teklifleri üzerine Rusçadan tercüme etmiştim. Gerçek bilimsel açıdan ve ço ünlü bilginler tarafından işlenen, Türk ziraatı için çok önemli gelişme imkanları gösteren bu eserin, o zaman Türkçe olarak basılmaması ve verilen tercümenin de daha sonra vekalette kaybolması, memleketimiz için çok zararlı olmuştur.

Tek Adam - Cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 333)Tek Adam - Cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 333)
Gamze Züleyha Üredi 
 24 Eyl 00:01, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

Gazi kırgındı. Yüzü gergindi. Sesi boğuktu. Sözleri sitemliydi:

"Efendim, bu kanun teklifi, kanuni bir maksad-ı mahsus ihtiva ediyor. Bu maksat doğruca şahsıma taalluk ettiğinden, müsaade ederseniz birkaç kelime ile fikrimi arz etmek istiyorum. Erzurum Mebusu Süleyman Necati, Mersin Mebusu Salahattin ve Canik Mebusu Emin Beyefendiler tarafından teklif olunan kanun layifası, doğrudan doğruya, benim şahsımı vatandaşlık haklarından iskat etmek (düşürmek, çıkarmak) nokta-i nazarına matuftur. 14’üncü maddede olan yazıları gözden geçirecek olursanız, orada deniliyor ki:

"Büyük Millet Meclisine aza seçilebilmek için, Türkiye’nin bugünkü sınırları dahilindeki yerler ahalisinden olmak şarttır veya seçim dairesi içinde mütemekkin (yerleşmiş) olmak şarttır. Ondan sonra mühacereten (göçmen) geleneklerden Türk ve Kürtler, yerleştirilme tarihinden itibaren beş sene geçmiş ise, seçilebilirler…

"Doğum yerim maalesef, bugünkü hudutlar dışında kalmış bulunuyor. Sonra herhangi bir seçim dairesinin de senelik yerleşmiş insanı değilim. Doğum yerim, bugünkü Türkiye sınırlarının dışında kalmıştır. Fakat bu böyle ise, bunda benim kat'iyen bir kastım ve kabahatim yoktur. Bunun sebebi, bütün memleketimizi, milletimizi mahvetmek, yok etmek isteyen düşmanların, bu hareketlerinde muvaffak olmaktan kısmen men edilememiş olmasıdır. Eğer düşmanlar maksatlarına tamamen muvaffak olsalardı, Allah muhafaza etsin, buraya imza koyan efendilerin memleketleri de hudut dışında kalabilirdi.

"Bundan başka, bu maddenin istediği şartlara haiz bulunmuyorsam, yani beş sene mütemadiyen bir seçim dairesinde oturamamışsam, o da bu vatana ifa ettiğim hizmetler yüzündendir."

Tek Adam - Cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 67 - 68)Tek Adam - Cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 67 - 68)
Gamze Züleyha Üredi 
25 Eyl 14:02, Kitabı okudu, İnceledi, Beğendi, 10/10 puan

...Devletin dini, İslam diniydi. Bu işleri, mesela Türkiye'de yaşayan diğer dinlere mensup cemaatlerde olduğu gibi, devlet dışı bir cemaat teşkilatına bağlayıp halka terk etmedikçe, bunun böyle kalmasından başka yol yoktu. Fakat bu suretle geniş bir cemaat teşkilatlanmasının devlet içinde devlet demek olacağı, bugün olduğu gibi, o gün de ilgilileri ürkütüyordu... Yeni devlet, kendi yapısına ve bütçesine dini hizmetleri de koyarak laiklik çabasını zayıf bırakmak zorunda kaldı. Bu halin, ilk gevşemede, din ile devletin ayrılışını sarsacağı ve devletin dini akımlara ister istemez baç vermek zorunda kalacağı şüphe götürmez bir gerçekti. Temel, bir defa kaymaya başlayınca da, temelden ayrılışın nerelerde durabileceği, elbette ki önceden tayin edilemezdi. Nitekim bugün Türkiye, bu çelişmelerin tam olarak içindedir.

Tek Adam - Cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 170)Tek Adam - Cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir (Sayfa 170)
3 /