EFKARIM ÇALINCA KAPIMI
AĞLADIM Çalınca kapımı efkârım yine, misafir eyledim, baş tacı yaptım. "Hoş gelmişsin." dedim gönül haneme. Sarıldım, bağrıma bastım, ağladım. Kurdum sofrasını eski masaya. Gönül doymuş idi derde, tasaya. Kavunu, peyniri,
Şiir
Çocuk ailenin semptomudur
Dolto, 1941 yılında, II. Dünya Savaşı sürecinde izlediği bir vakada, altıncı sınıfta okuyan oldukça zeki bir çocuğun çok dilli bir aile içinde İngilizce öğrenmekte ciddi bir güçlük yaşadığını anlatır. Sorun, bilişsel bir yetersizlik değildir; çünkü çocuk genel olarak başarılı ve zeki bir öğrencidir. Ancak İngilizce çalışmaya başladığı andan itibaren geceleri altını ıslatmaya başlar. Yani öğrenme girişimiyle birlikte bir semptom ortaya çıkar. Dolto bu semptomu pedagojik bir güçlük olarak değil, aile ekonomisi içerisindeki öznel konumlanma bağlamında okur. Klinik araştırma ilerledikçe ortaya, İngilizce bilen baba, çocuğun bu dili öğrenmeye başlamasıyla birlikte kendi ayrıcalıklı konumunu kaybetme tehdidiyle karşı karşıya kaldığı çıkar. Baba için İngilizce, yalnızca bir dil değil, aile içindeki farklılığını ve işlevini belirleyen simgesel bir ayrıcalıktır. Çocuk ise bu yapıyı sezgisel olarak algılar. Eğer İngilizceyi öğrenirse, babanın bu ayrıcalıklı konumu sarsılacaktır. Dolayısıyla semptom burada bir öğrenme engeli değil, babanın simgesel yerini koruma girişimi haline gelir. Çocuk, dili reddederek babayı tutmaktadır. Bu noktada altını ıslatma semptomu régressif bir işlev kazanır. Enürezis burada bedensel bir bozukluk değil, öznenin simgesel düzeyde çözümleyemediği çatışmayı bedende yazdığı bir formdur. Çocuk dilde ilerledikçe, beden geriye çekilir. İlerleme ile regresyon aynı anda işlemektedir. Bu vaka Dolto’nun sıkça vurguladığı temel tezi açıkça gösterir: çocuk kendi semptomunu yalnızca kendi adına üretmez; aile yapısındaki semptomatik düğümlenmeyi bedeninde taşır. Çocuk bu sebeple ailenin semptomudur. Vakanın okumasını Lacanyen perspektife çektiğimizde bu formül çok daha radikal biçimde görünür olur: Çocuk semptomu, aile romansında işlenemeyen bir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Heterokromi, göz irisindeki melanin pigmenti dağılımının farklı olması nedeniyle gözlerin birbirinden farklı renklerde (veya tek bir gözün içinde farklı renk tonlarında) görünmesi durumudur. Heterokromi (gözlerin farklı renklerde olması), dünya nüfusunun yaklaşık %0,06 ile %0,03'ünü etkileyen oldukça nadir bir durumdur. Tüm dünyada yaklaşık 3.000 kişiden 1'inde tam heterokromi görülür.
Bilim
kardeş
Katılımcı: kardeşinin doğumu ile regrese eden çocukla ne yapmalıyız? Dolto: Şu anda küçük kız kardeşinin doğumunun dramını yaşayan üç yaşında bir çocuk olan Paul ile görüşüyorum. Bu çocuk aniden agresif ve tahammülsüz hale geldi. Kıskançlık yüzünden çok acı çekiyor ve iyi ki de çekiyor, çünkü bu acının meyvelerini toplama sürecinde: bu onun saldırganlığını kontrol etmeyi öğrenmesini sağladı. Bundan pişmanlık duyuyor, çünkü her şeye rağmen küçük kız kardeşini seviyor. Ama onu gerçekten sevemez, çünkü onu sevmek onunla, başka bir deyişle bir bebek olarak kendisiyle ve farklı cinsiyetten bir bebekle özdeşleşmek demektir. Onun için bu bebek, alışılmadık bir şekilde, o ana kadar model aldığı tüm insanlardan farklı olarak, onda geriletici bir etki yaratan bir modeli temsil eder. Bir çocuk anne babasını sevdiğinde, bu onun bir yetişkin olarak imgesidir, ama küçük bir çocuğu sevdiğinde, bu onun daha önceki bir imgesidir. Dolayısıyla, küçüklerin mantığına göre, bu çocuk tehlikelidir ve ona saldırarak kendinizi savunmanız gerekir. Onu itmeli, gözle ve hatta kulakla içinize almamalısınız. Onu dış-kılamalısınız. Terapistin görevi ona bu bebeğin ilginç olmadığını söylemektir. Çocukken babasının bebekleri ilginç bulmadığını ve her şeyden önce kendisinin yetişkin olduğunu söylemektir. Bu aşama, ebeveynlerin çocuğun tutumunu anlamaması nedeniyle aşılamazsa ciddi sorunlara yol açabilir. Çocuk daha sonra normalde hayatta olduğu için suçlandığını hisseder. whatsapp.com/channel/0029VbB...
Huzurlu Aile Hayırlı Evlat
Sevgili arkadaşlar, umarım herkes iyidir. Akgül Yayınevi olarak sizlere çok kıymetli bir eserle geldik. Keyifli okumalar diliyorum. Aile, insanlığın en kadim ve en kutsî sığınağıdır. Sevginin ocakta kıvılcımlandığı, saygının sofrada piştiği, umudun çocukların gözlerinde parıldadığı bu kutsal mekânda; birlikte ağlanır, birlikte gülünür, birlikte büyünür. Peki, bu sığınağı sağlam tutmanın, huzurlu bir yuva kurmanın ve hayırlı bir nesil yetiştirmenin sırları nelerdir? Altmış yıllık hayat tecrübesini, yarım asırlık ilmini ve milletine duyduğu derin sevgiyi bu eserde harmanlayan Ali Kılınç; eşlerin birbirini nasıl tamamlayacağını, tartışmaların nasıl sevgiye dönüştürüleceğini, çocukların ruhunu nasıl besleyip geleceğe hazırlayacağımızı sıcak bir dille ve somut örneklerle anlatıyor. Yapboz hikâyesindeki gibi: İnsanı düzeltirsek dünya da kendiliğinden düzelir ama insanı düzeltmek için önce aileyi inşa etmek şarttır. Sevgi, saygı, sabır, sadakat ve sorumluluk... Beş “S” kuralıyla ayakta duran bir ailenin kapısına başarı ve zenginlik de kendi kendine gelir. Eşlerin birbirine emaneti, çocukların anne babaya emaneti ve nesillerin geleceğe emaneti olan değerleri bir arada ele alan kitap; boşanmaların arttığı, aile bağlarının zayıfladığı ve doğurganlık oranlarının Cumhuriyet tarihinin en düşük seviyesine gerilediği günümüzde her zamankinden daha fazla anlam taşıyor. Çocuk yetiştirmenin bir sanat olduğunu, doğum öncesinden başlayan bu sanatın; sevgiyle, sabırla, örnekle ve zaman vermekle mükemmelleştiğini öğreniyoruz. Çocuklarımız ne kadar kıymetlidir? Cevabı Arif Nihat Asya zaten vermiş: Böyle çıtır çıtır çıtırdamazdı ocaklar sen olmasan, Mırıl mırıl ninni bilmezdi dudaklar sen olmasan, Neye yarardı oyuncaklar sen olmasan, Ve soğurdu yavrum kucaklar sen
Edebiyat
Gölgeler içinde yalnız kaldıiğında ve ruhun seni günaha çağırdığında, ilahi olan bakışını üzerinde hisset ve şöyle de: "Karanlığı yaratan 0, beni görüyor! İster gazaptan olsun ister sevgiden; mademki korku içindedir, sarıl ona ve asla bırakma... Hiçbir şeyin göründüğü gibi kalmadığı bu aşağıların aşağısı dünyada; yüreğini saran o endişenin, yüreğimde kor bir ateşe dönüşmesine müsaade etme.
Duygu ve Düşünce