''Olmuş veya olan ya da olacak olan her şey.'' cümlesi ile başlayan Carl Sagan kitabı.
Bu kitabı okuduktan sonra, ufkum karşısında ne kadar küçük hissettiğimi, evren karşısında da ufkumun ne kadar küçük olduğunu anlatmak istesem; sanırım bildiğim tüm kelimeleri kullanmam gerekir ki onun da yeterli olacağını sanmıyorum.
Gökbilimciler, gözlenebilir evrenin yaşını 13.800.000.000 yıl olarak hesaplamışlar. 13.8 milyar yıl. Bir insanın ortalama yaşam süresi 100 yıl desek -ki o kadar değil ancak hesaplaması kolay olsun diye- 138.000.000 nesil. 138 milyon nesil geçmesi gerekir ki gözlenebilir evrenin yaşına erişelim.
Hayal etmesi bile imkansız neredeyse. Dedelerimizin dedeleri maksimum 200 yıl önce yaşamışlar. Bahsedilen bunun 69.000.000 katı. Gerçekten ''fazla düşünme, kafayı oynatırsın.'' denebilecek bir sayı.
Bu uzuun süreyi 1 yıla indirgersek şöyle bir şey çıkıyor karşımıza;
1 Ocak : Big Bang.
Evrenin meydana geldiği an. Bu andan önce gözlemleyebildiğimiz evren, bir atom tanesinden daha küçük, şu an gözlemleyebildiğimiz her şey bir atom çekirdeği yoğunluğunda ve sıkışmış halde..
Ve patlama olduktan sonra ortaya öyle bir sıcaklık yayılmış ki, bu sıcaklığın soğuması bile 350.000 yıl sürmüş. Üç yüz elli bin yıl.
10 Ocak : İlk yıldız ışımaları.
Big Bang oldu, evren genişlemeye ve ilk sıcaklığına göre soğumaya ve genişlemeye başladı ve tüm bunların sonucunda da ilk maddeler oluşmaya başladı. Kütle Çekim Yasası ile açıklandığı üzere, bu maddeler bir araya gelmeye başladı ve ilk yıldızlar gökyüzünde oluşmaya başladııı.. Ve hatta Carl Sagan, Cosmos'ta ''Dna’mızdaki nitrojen, dişlerimizdeki kalsiyum, kanımızdaki demir, elmalı turtamızdaki karbon, çöken yıldızların içlerinde yapıldı. Bizler, yıldızların malzemesinden yapıldık.'' diye de bu yıldızların, yaşamın ilk kaynağı olduğu