Insan her daim yaşadigi anı kiymetini bilmeliydi.Başımıza gelen her kötü şeyin bize öğretmek istediği bir amacı vardı.Bazen iyi bazen kötü .Bazen de,yaşamamak için ne kadar uğraşsa da o anı yaşardı insan..
2025, kimin kim olduğunu anlama yılıymış. Ve evet… öyle de oldu.
Yüzler değişmedi belki ama maskeler düştü.Bazı sessizliklerin içinde ne kadar çok cevap saklıymış, onu öğrendim.Gidenin aslında kalmak istemediğini, kalanın da bazen sessizce vedalaştığını fark ettim.Kırıldım, ama artık neden kırıldığımı biliyorum.
Eskiden kaçtığım aynalara şimdi sakince bakabiliyorum.
Çünkü 2025 bana öğretti: Aydınlanmak bazen ışığa değil, karanlığa sabretmektir.
Ve şimdi biliyorum; bazı yıllar kaybettirmeye değil, gözümü açmaya gelirmiş.
Tükenmişlik bazen büyük bir çığlıkla gelmez; sessizdir, yavaş ilerler, içini fark ettirmeden boşaltır. Bir sabah uyanırsın, sanki uykunu değil, seni çalmış biri. Kahveni içersin ama tadı yoktur, işini yaparsın ama içinde bir yankıdan başka ses duyulmaz. Eskiden seni heyecanlandıran şeyler artık sadece yapılması gerekenler listesindeki birer madde gibidir. Ne kızarsın ne sevinirsin; sadece devam edersin. Çünkü durmak da, yeniden başlamak kadar zor gelir. Tükenmişlik bazen “yoruldum” demenin ötesindedir. Ruhun, zihnin ve kalbin aynı anda “biraz ara ver” diye fısıldar ama sen duymamayı seçersin. Çünkü sorumluluklar, beklentiler ve “yapmalısın”lar arasında kendi sesin en sona kalır. Ama yine de bir umut vardır; çünkü tükenmek, tamamen bitmek değildir. Bazen sadece, bir süreliğine kendine dönmeyi unuttuğun anlamına gelir. Bir gün hiçbir şey yapmadan geçen bir gün bile seni iyileştirebilir. Bir nefes, bir sessizlik, bir gün batımı bile yeniden hatırlatır: yorgunluğun suç değil, insanca bir haldir. Ve sen, hâlâ buradasın.